GÖZLER NASIL KORUNUR
Hayatın en açık gerçeklerinden biri, kuralsız yaşanmadığıdır. En başta, hayat, bir kuralın meyvesidir. İçinde yaşadığımız kâinat, her zerresiyle, bir ?kural?la birlikte vardır. En küçük zerreden en büyük galaksilere kadar her bir şey, bir düzene tâbidir. Tüm mevcudlar ve tüm canlılar, varoluşlarıyla, ?kural? denilen evrensel bir gerçeğin varlığını fısıldar.
Öte yandan, insan, sair mahlukların aksine, duygu ve tutkularına sınır konulmamış bir canlıdır. Karnı doymuş bir aslan, yanından geçen en körpe ceylana bile yan gözle bakmaz. Bir ağaç ihtiyacı kadar suyu alır, biraz daha almaya kalkmaz. Oysa insan, sınır konulmamış duygularıyla, hep daha fazlasını ister. Dünyayı da yutsa, yine tok olmaz. Karnı doysa, yarın için saklar. Yarın için saklasa, önümüzdeki hafta için biriktirir. İşi aylara, yıllara, çoluk-çocuğuna ve sonraki tüm nesillere kadar uzatır; durmaksızın yığar, durmaksızın biriktirir. Duygularına sınır konulmadığı için, sık sık, diğer insanların hakkına da göz diker. Hatta, başka bütün varlıkların hukukuna ilişir.
Dolayısıyla, bir ?kural?ın varlığı kadar küllî bir gerçek daha vardır: Duygularına fıtraten had konulmayan insan için, onu sınırlayan belli kurallar koyma zarureti.
Bunun alternatifi bazı insanların başka insanların hakkına saldırmasıdır. Hatta, şu asırda yaşanan ekolojik ve nükleer felâketlerin açıkça gösterdiği gibi, bütün canlıların ve bütünüyle kâinatın varoluşunu tehlikeye atmasıdır.
İnsan için bir ?kural? koyma gereği böylece anlaşıldığında ise, karşımıza şu soru çıkar: Kuralı kim koyacak?
İnsanlık tarihinin belki de en can alıcı sorusudur bu. İnsan, tek bir Yaratıcının varlığını anlayarak ?Hüküm O?nundur? mu diyecektir? Yoksa, o Yaratıcıya ortaklar koşmasıyla birlikte, kural koymada da ortaklar mı icad edecektir? Meselâ, tüm kâinatta geçerli kuralları ?tabiat,? ?tesadüf,? ?zaman? ve ?kuvvetler?e mi mal edecektir? Keza, beşerî hayatta ?ben,? ?toplum,? ?çağ,? ?ulusal çıkarlar,? ?devletin bekası? gibi kural koyucular mı öngörecektir? Veya, bu unsurlardan sadece birini, meselâ kendisini kural koyucu ilan ederek ?biricik ben?e mi tapacaktır? Yahut, kural koyuculuk payesini faşizm ile devlete, sosyalizm ile işçi sınıfına, kapitalizm ile sermayedar kesime, aristokrasi ile asillere, milliyetçilik ile ırka mı verecektir?
Bir bütün olarak insanlık tarihine şekil veren en can alıcı hususlardan biri, budur. Bütünüyle düşünce tarihi, baştan sona, bu eksende döner durur. Ve dönüp kendi hayatımıza baktığımızda, o kısacık ömür içinde en temel konularımızdan biri olarak karşımıza yine bu husus çıkar.
Öte yandan, bu sorunun, insan, âlem ve kâinat anlayışımız ile doğrudan bir ilgisi vardır.
İnsanı kendiliğinden var olmuş varsayan birinin, kuralı ben koyarım demesi herhalde beklenen bir durumdur. Onu var eden devlet ise, kural koyma hakkı elbette devletindir. Keza var eden ırk ise, kuralı koyan da ırk olacak; yok eğer toplum ise, kuralı toplum koyacaktır.
Bu bakımdan, ?Kuralı ben koyarım? diyen bir kişinin, bunu temellendirmesi, yani kendi kendine varolduğunu isbat etmesi gerekir. Keza, ?Kuralı toplum koyar? diyen birinin varoluşunu topluma borçlu olduğunu göstermesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Var eden başka, kural koyan başka ise, açık bir çelişki sözkonusudur.
En başta insan fıtratı, bu çelişkiyi berrak bir şekilde ortaya çıkarır. Bir anne, kendisi çocuğunu dövüyorsa bile, başkasının en ufak bir fiskesine razı olmaz: ?Sen benim çocuğumun terbiyesine karışamazsın.? Eşinin kendisine kulak asmayıp başkalarını dinleyerek hareket etmesini normal karşılayan bir koca yoktur. Sahibi olduğu fabrikayı, kendisinin görevlendirmediği birilerinin kendi akılları uyarınca yönetmesine ses çıkarmayan bir patron; memurlarının emri kendinden değil, başkalarından almasına izin veren bir müdür hayal bile edilemez.
İnsanlık tarihine mührünü vuran ve de gündelik hayatımızda yaşadığımız böylesi hakimiyet mücadeleleri bir gerçeğin altını çizer: ?Malikiyet kiminse, hâkimiyet onundur.? Diğer bir deyişle, birşeye ilişkin kuralı, o şeyin sahibi koyar.
İşte bu sırdan olsa gerek, Kur?ân sayfaları arasında, insana sık sık sahibi ve maliki hatırlatılır. Tesadüfen var olmadığı, onu yapan Birinin olduğu uyarısı yapılır. Meselâ Şems sûresi, güneşe, aya, gündüze, geceye, semaya ve yeryüzüne dikkat çekerek başlar ve birdenbire insanın yaratılışına geçer. Başka birçok sûrede insana ?anılmaya değer birşey değil? iken, ?değersiz bir su?dan aşama aşama insan sûretini alışı; doğumundan sonra acizler acizi bir vaziyette iken en saf gıdayla beslenişi; bizatihî yürümeye ve karnını doyurmaya bile kâdir değilken hadsiz nimetlere mazhar edilişi sık sık vurgulanır.
Ve bütün bunlar arasında, tekrar tekrar, şu soru sorulur: ?İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır??
Cevap bellidir. En küçük bir sineği bile birçok hikmetle yaratan, insanı elbette başıboş bırakacak değildir. Kâinatı şeriksiz ve nazirsiz idare eden, elbette insanı başka ellere teslim etmeyecektir.
Mâlik-i Zülcelâl O?dur. Mülk O?nundur. O halde, hüküm de O?nun olacak; lâf olsun diye yaratmadığı ve de başıboş bırakmadığı insan için, varediş amacı uyarınca belli kurallar koyacaktır.
Nitekim, Kur?ân, bir yanda insana kâinatın mâlikini ve kendi sahibini hatırlatırken, öte yandan kurallar koyar. Bu kuralların ?şakacıktan? konulmadığı konusunda da çok net uyarılarda bulunur. Gelen emri kulak ardı eden kimi geçmiş kavimlerin akıbetine dikkat çeker sözgelimi. Yahut, ?Kuralı ben koyarım? diyen Nemrut, Kârun veya Firavun?un hüsranıyla uyarır.
Gelen her bir emir, açık bir imanî talim de taşır. Kur?ân?la gelen her bir kural, imanî bir hatırlatma da yüklüdür. Meselâ, duygularına had konulmayan insan, midesini doldurma pahasına ona buna saldırabilir. Oysa Kur?ân, o midenin ve ona giren nimetlerin Rabbi namına konuşur: ?Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.? İnsan iki ayağını sokaktan bulmuş değildir. O ayaklar adi birşey olup, başkalarınca verilmiş de değildir. Kur?ân, ayağı veren Biri namına hitap eder: ?Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.? Kadınlara daha latif bir hal verilmiştir. Ama ola ki sahiplenir, ve nefisleri namına kullanırlar. Meselâ, sair insanları kendilerine râm edecek yürüyüşler icad ederler. Kur?ân, o latif biçimi veren Biri namına konuşur: ?Cahiliye kadınları gibi, vücudunun hatlarını belli edecek şekilde yürüme.? Keza, bir kudret harikasıdır göz. Bütün bir kâinatı küçük bir noktaya sığdırır, aklımızın önüne koyar. Ama insan o gözün malikini unutup, nefsine mal edebilir. Kur?ân, o gözün sahipsiz olmadığını, insanın da malı olmadığını hatırlatarak, o gözü veren Biri namına konuşur: ?Gözünü kaydırma.? ?Gözünü haramdan koru.?
Böylesi tüm emirler, açık bir mesaj taşır: Malikiyet kimin ise, hâkimiyet onundur. Mülk kimin ise, hüküm de onundur.
Açıkçası, böylesi âyetler bizi yaşadığımız çelişkiyi gidermeye davet eder. Çelişki, mülkü başkasına, kuralı bir başkasına vermemizdir. İnsan, gerçekten gözünün asıl sahibi ise, onu istediği gibi kullanır?burada bir çelişki yoktur. Ama o göz ona emaneten verilmiş ise, asıl sahibi başkası ise, o gözü ancak o Mâlik-i Hakikî?nin izni ve emri uyarınca kullanabilir. Emaneten verilmiş olan, asıl sahibi olmadığı gözü kendi keyfince kullanamaz?çelişki buradadır. Bu çelişkiyi aşmanın ise yalnızca bir yolu vardır: Gözü, onu verenin veriş amacına göre kullanma.
İşte Kur?ân, bütün olarak kâinatı yaratanın, kâinat içinde insanı yaratanın ve insana ?görecek gözler? verenin O olduğunu hatırlatmasıyla birlikte emirler verir: ?Gözlerini haramdan korusunlar.?
Bu emirler, bir yönüyle celâl yüklüdür. Çünkü, emre kulak asmayanlar için, çok açık tehditler de içerir. O emri veren emanet sahibinin herşeyden haberdar olan, izzetli, hesabı çabucak gören bir Rab olduğunu da bildirir; emrine uymayanları ?va?dedilen azab?la müjdeler! Ateşin azabını tadacağı gün konusunda uyarır.
Öte yandan, celâl yüklü bu emirler, bir cemal de içerir. Onlar, meselâ şu azametli gökyüzünü ürpertici ama son derece güzel bir manzara sûretinde gözümüze arzeden; dağların ve dağ gibi dalgaların azameti içinde eşsiz bir güzellik ve son derece hayatî faydalar derceden bir Rabbin emirleridir. Dolayısıyla, nefse ağır gelen bütün bu emirler, esasen insan içindir. Hatta, nefsin tüm duygular üzerindeki tahakkümünü kırdığı halde, nefsin de hayrınadır. Şefkat haddi aşmış bir hırsıza seyirci kalmayı mı gerektirir; yoksa ?Vazgeç, haddini bil, cezadan kurtul? diye uyarmayı mı?
Kur?ân?da yer alan bütün emirlerin hem celâl, hem de cemal barındıran bir muhtevası vardır.
Kur?ânî emirlerden özellikle biri ise, açık-saçıklığın kol gezdiği, çıplak bacaklar karşısında akılların baştan gittiği, hayasızca gözler önüne serilen vücut hatları karşısında kalblerin nefislere esir edildiği bir vasatta, akıl, kalb ve ruhuna rağmen gözlerini adi bir röntgenci durumuna düşüren bizler için manidar dersler taşır:
?Mü?min erkeklere söyle: Gözlerini harama kapasınlar, ırzlarını da korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarından haberdardır.?
Bu âyetin ardından, hanımlara yönelik bir âyet gelir. Bu âyette de, her iki emir tekrarlanır.
Her iki âyetin başlangıç hitabı manidardır: ?Mü?min erkeklere söyle...? ?Mü?mine kadınlara söyle...?
Açıkçası, iki âyet de ?iman? vurgusu taşır. Devamla gelen emre uymanın ?iman?la ilgisini açıkça gözler önüne seren bir vurgudur bu. Her iki âyet, ?gözünü haramdan koruma?nın ancak mü?min için sözkonusu olduğunu; onun da bunu imanı derecesinde başarabileceğini ihsas eder. Saniini ve Sahibini tanımayan biri, gözün kendisine Rabbi tarafından verilmiş bir emanet olduğunu hiç mi hiç tanımaz. Gözü emanet olarak tanımayan biri, elbette, onu emanet sahibinin emir ve izni dairesinde kullanma yükümlülüğünü de derketmez. Bunu derketmeyen biri, elbette, aksi halde emanete hıyanet edeceğini de düşünmez. Sonuç olarak, böyle birinin gözünü haramdan koruması sözkonusu olamaz.
Aynı şekilde, bir Yaratıcıya inandığı halde, o inancı hayatına taşımayan; yalnızca kendisini darda hissettiği anlarda bir ?emniyet sübabı? veya bir ?yedek lastik? olarak o imana müracaat eden bir gaflet ehli de bu emre kulak asmayacaktır. İstese bile, asamayacaktır. Çünkü, iç dünyasını her daim o Yaratıcının huzurunda olma şuuruyla diri ve uyanık kılmayan biri, vitesi boşalmış bir araba yahut dümensiz bir kayık misalidir. Eğime ve akıntıya uyar, nefis ve hevası onu nereye sürüklerse, oraya sapar. Vicdanı onu Yaratıcının emri ve de ahiret konusunda uyarsa bile, bunun bir faydası olmaz. Çünkü, ahiret o gaflet anında çok uzaklarda gözükür. Oysa, önünde nefsinin iştihasını kabartan bir manzara vardır. Ve nefis tam bir miyoptur; yalnız önündekini görür, ileriyi görmez, âhireti düşünmez.
Aynı şekilde, bir Yaratıcıya inanan, ama onu esma-i hüsnasıyla tanımayan biri de bu emri uygulamakta zorlukla karşılaşacaktır. Sözgelimi o Yaratıcıyı Hakîm ismiyle tanımayan; her bir mevcuda birçok hikmetler yüklediğini; meselâ bir ele veya bir ağaca binlerce vazife gördürdüğünü bilmeyen biri, o emirde de hikmet görmeyecektir. Görmediği için de, o hikmetli emre uymayacaktır.
Keza, meselâ Rahîm ve Hannân ismini tanımayan biri de bu emre uymakta zorlanacaktır. Kâinat, her bir mevcuduyla, küllî bir rahmet ve şefkat hakikatini fısıldar. Her âciz, acziyetine mukabil, eşsiz bir merhamet ve şefkatle doyurulur?herşeye ihtiyacına en uygun rızkı hazırlayan eşsiz bir Rahman-ı Rahîm?dir O. Hem, acziyetin büyüklüğü ölçüsünde, muhatap olunan merhamet ve şefkat de ziyadeleşir. Bebekler ve yavrular, bunun en açık örneğidir. Böylesi bir merhamet sahibi, elbette, eşsiz bir pırlantayı demirciler çarşısında hurda fiyatına satmaya kalkışan insanı rahmeti ve şefkati gereği uyarır. Ona verdiği gözün ne kadar da değerli olduğunu; onu harama kaydırmanın benzersiz bir elması basit bir cam parçası, eşsiz bir mücevheri bir hurda demir yerine koymak anlamına geldiğini bildirir. Oysa, o göz, haramdan uzak kılınsa, Rabbi namına bakacağı sayısız güzelliğin yanında, yine Rabbi namına kendi helâline de bakacaktır. Ama, bu helâl-haram, emir-nehiy dengesi içinde gözün Sanii ve Sahibi her zaman hatırda olacaktır. Çiçeğe de baksa, eşine de baksa, bakışını emr-i ilâhî belirlediği sürece, O?nu hatırda tutarak, O?nun namına, O?nun sanatını takdir ve tefekkür hesabına bakmış olacaktır. O göz, bütün kâinatı sayısız hikmet ve güzellikler içinde yaratan bir Rabbe nisbetle eşsiz bir değer kazanacak; otuz senede sönmeye yüz tutan basit bir et parçası hükmünde olmayacaktır. Ki, herşeye gücü yeten bir Kadîr-i Rahîm, verdiği gözü O?nun namına kullanan bir kuluna, bütün o san?atlı yaratışındaki sayısız güzelliği O?nun namına temaşa etmesi için, ebedî cennetlere lâyık gözler de verir! Buna muktedirdir.
Öte yandan, o emrin sahibini Rahman, Rahîm ve Hannân isimleriyle tanımayan biri, bütün bu anlamlardan uzak olacaktır. Emrin içerdiği rahmet ve şefkati göremediği için de ya emre zoraki uymaya çalışacak; açıkçası, pek de uyamayacaktır.
Bu bakımdan, her iki âyet, daha en başta ?mü?min erkekler? ve ?mü?mine kadınlar? tanımıyla, meselenin kilidini açmış olur. Oysa, çoğu kez bu kilit nokta kaçar gözümüzden. O yüzden, kapıyı zorlayarak açmaya çalışırız. Açamadığımız, gelen emre lâyıkınca uymayı başaramadığımız için de, içimizi hem suçluluk, hem de ümitsizlik duygusu kaplar. Oysa, daha en baştaki iman anahtarına hakkını versek, gerisi daha kolay gelecektir?tıpkı, bir emir vahyolunduğunda, tereddütsüz uyan sahabiler gibi. Sahabilerin emri duymaları ile emre uymaları arasında, bizim yaşadığımız gibi uzun zaman fasılaları olmadığı bilinen bir vâkıadır. Çünkü, onlar Kur?ân-ı Hakîm?in verdiği iman dersini, Resul-i Ekrem?in (a.s.m.) sunduğu marifetullah ve muhabbetullah talimini hakkıyla özümsemişlerdir. Vahiyle gelen her emri, bütün âlemleri ve insanı yaratan; hikmeti, rahmeti, şefkati ve kudreti sonsuz; bütün güzel isimler O?nun olan bir Rabb-ı Rahîmden bildikleri için, teslimiyette ne bir tereddüt, ne bir gevşeme, ne bir zorluk göstermişlerdir.
Hem, o emri veren, insanı bu fıtratla yaratandır. İnsan için en fıtrî ve en uygun hali, Fâtır-ı Hakîm?den başka kim bilebilir? Kim o fıtratı verenin üstünde söz söyleyebilir?
Fâtır-ı Hakîm, bu emriyle, bizi fıtratımızın gereği olan bir duruma davet eder. Gözünü haramdan sakınmama, her önüne gelene bakma, fıtratla çelişen bir durumdur. Çünkü, insana verilmiş hadsiz duyguları tek bir duygunun emrine verir. İradesini hükümsüz bırakır. Şu çağda örnekleri çok açık biçimde görüldüğü üzere, bütün hayatını, bütün dünyasını ve bütün düşüncesini uçkurunun hizmetine veren insan bozması kişilikler ortaya çıkarır. Nitekim, bugün nice göz harama bakarken, nice el, nice dil, nice akıl, nice ayak, nice hâfıza da ona eşlik etmektedir. Biraraya geldikleri anları gördükleri haram manzaraların sözünü ederek geçiren; yalnız kaldıkları zamanı da yine o haram manzaraların hayaliyle harcayan nice insan mevcuttur. Nice gözler, nice akıllar, nice ömürler bu yolda heder olup gitmektedir. O kadar ki, bu ruh hali içinde, gördüğü her insanı yalnız maddî bir sûrete indirgeyen, hatta o maddî sûretin de yalnızca belli kısımlarına bakan marazî kişilikler ortadadır. Başka bir amaçla söylenen sözlerden dahi cinsel çağrışımlar çıkaran marazî tipler mevcuttur.
Gözlerin harama kaymasının imanî bir zaafın eseri olup bu zaafı giderek beslemesinin yanısıra, insanı insanlıktan sukut ettiren böyle bir boyutu da vardır. Bütün kâinatı kapsayıp kuşatacak duygu ve kabiliyetlerle donanmış insanı uçkuruna hapsettiren; karşı cinsten olan insanları belli organlara indirgeyen; ?insan? tarifini bu denli bayağılaştıran bir boyuttur bu. Bu halin aile ve toplum hayatında getirdiği olumsuzluklar ise, işin ayrı bir yönüdür.
Peki, bu açıdan bakılırsa aslında bütün insanları ilgilendiren bu konuda Kur?ân neden yalnızca ?mü?minler?i muhatap almaktadır?
Çünkü, insan ancak imanının derecesi nisbetinde bu emrin içeriğini anlayabilir. Ancak imanı derecesinde gözünü Rabbinin yarattığı güzellikleri Rabbi namına ve Rabbinin izni uyarınca kullanma yükümlülüğünü kavrayabilir. Ancak imanı ile, gözünü nefsin elinde adi bir röntgenci kılan her tavrın emanete hıyanet anlamı taşıdığını bilebilir.
Ve ayrıca, insan ancak imanı derecesinde gözünü haramdan koruma iradesi gösterebilir.
Yoksa, imandan nasiplenmeyen en iradeli, en mert ve makamca en yüksek insanların bile gözünün önüne bir haram iliştiğinde nasıl basitleştiğine ve bayağılaştığına dair bir dizi gözlem hemen her insanın hafıza kaydında vardır.
Her iki âyetle gelen ?gözünü haramdan koruma? emrinin manidar bir veçhesi de, öncelikle içe dönük bir çabayı emrediyor olmasıdır. Gerek mü?min erkeklere, gerek mü?mine kadınlara söylenen ilk söz ?Gözünüz önüne gelen haramları ortadan kaldırın? değildir: ?Sen gözünü koru.?
Bu, Kur?ân?ın önceliği insana veren, düğümü fertlerde çözen genel üslubunun manidar bir yansımasıdır. Çünkü, problemin kökü, ?dış dünya?da değildir; içimizdedir. İç dünyası muhkem, iman kalesi sağlam olan biri, tüm dünya haram tablolarla dolu olsa bile, sarsılıp sapmayacaktır. Dış dünyada nice haram mevcut olsa bile, imanın içerdiği haya, şuur ve uyanıklık hali içinde, Rabbinin huzurunda olduğundan gafletle, kendini pazarlayan süflîlerin peşine düşmeyecektir. Hayası, edebi, sabrı ve sebatı buna izin vermeyecektir.
Nitekim, Yusuf (a.s.) kıssası, bunun bir örneğidir. Önünde kendini tüm zinetleriyle sunan birdünyalar güzeli karşısında, Yusuf?un tavrı, gözünü ve sırtını dönmek olmuştur.Yusuf aleyhisselâm, Kur?ân?da övgüyle aktarılan bu haliyle, tüm insanlığa şu dersivermektedir: İnsan, eğer ?gözünün sahibi?ni tanır ve O?nun emrini hakkıylabilirse, en ?baştan çıkartıcı? manzara bile onu baştan çıkartamaz.
Ki, Yusuf kıssasının birörneğini oluşturduğu peygamber kıssaları, gün gelip koca bir toplumu kendiyolunun yolcusu kılan nebilerin, yola tek başına koyulduklarını açık açıkortaya koymaktadır. Nebiler, fıtratların bozulduğu, Allah?ın ve ahiretinunutulduğu, insanların nefislerinin istediği gibi davrandığı bir ortamdagelmişlerdir. Ortam onları değiştirmemiş, bozulmuş bir ortamda birer imanabidesi olarak sarsılmadan kalmış; sergiledikleri imanî şuur ve irade ile onlarortamı değiştirmişlerdir.
Ortada bir ?haram? varsa,bundan uzak durmanın yolu, o haramı kaldırmaktan değil, öncelikle kendini oharama karşı korumaktan geçer. Tepeden inme halledilmiş hiçbir şer hali yoktur.O takdirde belki şer zahiren ortadan kalkmakta, yeraltına çekilmekte, ama içteniçe, alttan alta varlığını sürdürmektedir. Aslolan, sokak manzaralarına elatmak değil, gözlerimizi bu ?haram?lardan korumamızı mümkün kılan bir imanîdonanıma ulaşmaktır. Bu yol diğerine göre daha zor ve uzun gözükür. Oysa kısave kolay olan, işte bu yoldur. Diğerinde yalnızca ?görüntü? kurtarılmakta;hastalık satıh altında öylece kalmaktadır. Yusuf misali bir imanî donanımaerişip Rabbin emaneti olan gözleri Rabbin rızasına uygun bir şekilde kullanıp?haram?dan koruma cehdiyle yaşanırsa, haram tüm dünyada kol gezse dahi, gözlerondan sakınacaktır.
Kaldı ki, haram manzaralaresasen gözlerin harama bakmaya talip olduğu bir ortamda arz edilir. Züleyha?yıhidayete getiren, Yusuf?un onun sergilediği harama karşı gözünü sakınması değilmidir? Meselâ kadın çıplaklığını ele alalım: Erkekler imanî bir şuura erişipgözünü haramdan koruduğunda, hangi kadın açılıp saçılarak sokağa çıkar? Onunsokağa o vaziyette çıkışının ardındaki dürtü, gözünü haramdan korumayanerkekler tarafından zinetlerine bakılması değil midir? Demek, mü?min erkeklergözlerini haramdan koruduğunda, kadınların açılıp saçılmaması yolunda entemelli adım da atılmış olmaktadır.
Bu bakımdan, tesettüremrinin, ?mü?min erkekler?in gözlerini haramdan sakınmasını emreden âyetinardından gelmesi elbette manidardır.
Nur sûresinin 30. âyeti,mü?min erkeklere, ?gözlerini haramdan sakınma?larını emrettikten sonra, ikincibir emir daha verir: ?ferclerini [ırzlarını] koruma.? Bu da, manidar birhusustur. Zira, ferclerin zinaya düşmesinin ilk basamağı, gözlerin haramabakışıdır. Göz harama kaydığında, irade hükümsüz kalmış ve akıl nefsin çekimalanına girmiş demektir. Gözü harama kaydıran nefis, bu haram yolculuk nihayeteulaşmadan teskin olmayacaktır. Gözü Rabbinin emaneti bilip öylece kullanmaktanuzaklaşmanın varacağı yer, fercin de Rabbin emaneti olduğundan gafletle onunbir zina aleti derekesine düşürülmesidir. İsra sûresindeki ?Zinaya yaklaşmayın?emrinin de dikkat çektiği gibi, tüm şehvanî şeylerde en kritik husus,yaklaşmaktır. Nefsin hoşuna giden, şehveti kabartan hususlarda, bir eşiknoktası vardır: o geçildi mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Meselâ, açıkbacaklara bakan bir göz, onunla yetinmez, daha fazlasının izini sürer. Dahafazlasına eriştikçe, teskin olmak bir yana, daha da azgınlaşır. Ardından, hayalve heves gibi duyguların da tahrikiyle, ?zina? gibi bir son durağa doğru hızlayol alır. Çünkü, ?gözü haramdan korumama? gibi eşiklerde, artık iradeyi devredışı bırakan, insanı kalben ve vicdanen istemese bile günahın son kertesinesürükleyen şeytanî bir çekim vardır. Sonuçta, bugün gözünü haramdan sakınmayan,yarın fercini de koruyamaz. Nitekim, bir bütün olarak şu çağ ve şu toplum,bunun aşikâr örnekleriyle doludur. Öte yandan, göz haramdan sakındığında, fercde harama bulaşmayacaktır.
Rabbimizin, öncelikle?gözünü haramdan sakınma?yı emredişinde, şu çağda ve şu toplumda bilfiilgözlenen bir boyut daha vardır.
Son bir asır içinde, gazeteve dergi sayfaları, sinema filmleri, TV programları ile insanların giyimleri veyaşayışları arasında, şöyle bir bağlantı karşımıza çıkar: Bütün sefahet,rezalet ve müstehcenlikler, ilk olarak dar bir kesimde kendini ifade imkânıbulmuştur. Bu kesim ya ?sosyete?dir, ya ?sanatçı?lar zümresidir yahut herikisidir. Bu dar zümre içinde dahi, herkes aynı açık saçıklığı aynı andairtikap etmez. Bir baloya o güne kadar kimsenin giymediği bir açık kıyafetlegelen bir sosyete kadını, belki ilk anda yadırganır; ama bir eşik aşılmış olur.İçinde böylesi bir meyil olanlar, ?yapılabilir? olduğunu görür ve yapmacesaretini?daha doğrusu cür?etini?bulurlar. Dar kesimde sergilenen biraşırılık, gazete ve sayfalarıyla umuma arzedilir. Diğer yandan, film karelerinede benzer dozajda bir aşırılık taşınır. Bu ?kitle iletişim araçları?ylasözkonusu aşırılığı seyreden toplum, göre göre, zaman içinde bunu ?kanıksar.?İlk anda ahlâksızlık olarak görüp tepki verdiği şey, göre göre ?normal?leşir.Normalleşince, kendisi de öyle yapar. Bu esnada, sözünü ettiğimiz dar kesimdedaha ileri bir aşırılık sergilenmekte; o, bu kez ona tepki vermektedir. Amaüç-beş yıl sonra, göre göre onu da ?normal? görür hale gelip uygulayacaktır.
Nitekim, ?gözünü haramdansakınmayan,? kural koyuculuk makamına ?çağ?ı, ?toplum?u ve ?kendi?ni de oturtaninsanların üç-beş yıl sonra nasıl giyinip nasıl dolaşacağını bugününfilmlerinden, sosyete sayfalarından, sanatçı kostümlerinden, TV sunucularınınkıyafetinden.. çıkarmak mümkündür. Bakan kanıksar, kanıksayan normal görür,normal gören uygular!
Yüzyıl önce tiyatro İslâmtopraklarına girdiğinde, artistler yalnızca boynu açıkta bırakan bir türbanlasahneye çıkmışlardır. Göre göre bu tarza alışılmış; boynun açıkta kalmasıtesettür emrine aykırı olduğu halde, ?gözü haramdan koruma? emri çiğnendiğiiçin, bu noktadaki hassasiyet aşınmıştır. Ardından türban da atılarak saçlartamamen açılmıştır. Aynı şekilde, kolu bileğine kadar örten elbiselerin yeriniyarım kollu elbiseler almış; bir adım sonra kolsuz elbiseler gelmiştir. Minieteğe giden yolun başında, topuğun yalnızca bir karış üstüne çıkılan modellervardır. Onu diz boyu modeller, onu da dizin beş parmak üstüne gelen modellerizlemiştir. Kısalma adım adım devam etmektedir.
Kısacası, hususî birhayasızlığın umumîleşmesi görme yoluyla gerçekleşir. Göz göre göre,?kural-dışı? olan ?kural? haline gelir; anormal olan ?normal?leşir. Gerekmü?min erkeklere, gerek mü?mine kadınlara yönelik ?gözlerin haramdan korunması?emri, işte bu umumî yozlaşmayı ta başından kesmektedir.
Gözlerin haramdan korunması,Allah böyle emrettiği içindir. Böyle emreden Allah ise, Hakîm ve Kerîm birRabbdir. Her emri gibi, bu emrinde de bir hikmet, rahmet, kerem ve terbiyevardır.
İçki, Allah haram kıldığıiçin haramdır. Bu haram kılmada ise, çok hikmetler ve rahmetler saklı olduğugörülür. İrademizi iptal eden, duygularımızı uyuşturan, düşüncemizi dumurauğratan, aklımızı hükümsüz kılan birşeydir içki. Bizi tüm kâinatta sergilenenilâhî sanatın nâzenin bir nâzırı olmaktan çıkarıp, aklını ve şuurunu yitirmişbir bakar kör durumuna getirmektedir. Gözlerin harama bakışında da aynı durumsözkonusudur. Nitekim, ciddi bir tefekkür içinde iken gözüne ilişen ?haram? birmanzaraya bakmayı sürdürdüğünde, o tefekkür halini devam ettiren biri varmıdır? Yolda yapıyor olduğumuz bir tesbihat, okuduğumuz bir vird, gözümüzüharam manzaralardan alıkoymadığımız ölçüde, aklımızdan kayıp gitmiyor mu?
Duyguları manen uyuşturma,bizi Allah?ın sanatını ve isimlerini tefekkürden alıkoyma noktasında, haramabakmanın, alkol veya uyuşturucudan bir farkı yoktur. Harama nazar da, onlargibi, tertemiz duyguları nefsin kirli emellerine alet etmektedir. Rabbinemuhatap olmak üzere yaratılmış insana emanet edilmiş göz gibi harika bir organıgayrimeşru tatminler peşinde heder etmektedir.
Âyet, bir sonraki cümlede,?gözün harama kapanması ve fercin korunması?nın, ?ezkâ? yani asıl temiz olan davranış olduğunu belirtir. Ki butemizlik, ?tezkiye? çağrışımıyla da düşünülürse, esasen manevî bir temizliktir;düşünce ve duygu noktasında bir temizlenme halidir. Bu temiz davranış tercihedilmezse, bütün kâinatı Rabbi adına tefekkür ve tenezzühe vesile olan eşsizbir cihaz hükmündeki göz, süflî hevesler çukuruna atılarak değersiz ve kirlikılınmaktadır.
Âyet, bir uyarıyla sonbulur: ?Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarındançok iyi haberdardır.? Genel olarak, böylesi âyetlerin sonunda ?yaptıkları?anlamını karşılamak üzere ?ya?melûn? veya ?yef?alûn? ifadesi kullanılır. Oysabu âyette ?yesneûn? denilir. Dikkatli bir Kur?ân talebesi, bu nüanstan şöylebir anlam çıkarır: ?Yesneûn? ifadesi, gözlerin harama bakması noktasındayapılanların ?sanatla yapılan?lar cinsinden olduğuna, keza bunun bir sanayihaline geleceğine işaret eder.
Gerçekten, ilahî emre veinsanın fıtratına aykırı düşen açık saçıklık, her zaman sanat adı altındameşruiyet kazanma çabasında olmuştur. Hatta buna ?erotizm? gibi iç gıdıklayıcıama dokunulmaz bir kılıf bulunmuştur. Bugün ortalık vücudunu bir metayadönüştüren, bedeninin açık kalacağı yerin oranına göre fiyat belirleyen?sanatçı?larla doludur!
METİN KARABAŞOĞLU
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- 96705 okuma
Son yorumlar
- dilo
3 saat 26 dakika önce - karışık kardeşim
3 saat 35 dakika önce - umarım dıleklerınız ve
5 saat 19 dakika önce - s.a,
5 saat 32 dakika önce - TESELLİ BU
5 saat 41 dakika önce - Rapides kardeşim,
9 saat 38 dakika önce - bişey olmaz
22 saat 19 dakika önce - selamün aleykümm
1 gün 3 saat önce - Zinadan sakınmak
1 gün 3 saat önce - bi dakika ya
1 gün 4 saat önce
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS
. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık
Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı



soru
merhaba bu siteye yeni üye oldum ve sizlere bir konuda danışmak istiyorum umarım tavsiyelerde bulunursunuz şimdiden allah razı olsun.ben hep hayatımda asktan uzak durmaya çalısan bi insan olmak için çabalıyorum eğer sevdiğim bir insan olursa tek bir kişi olmasını dünya ve ahiret arkadaşımın o olmasını ilerisi için istiyorum.yalnız ben gönlümü aşktan uzak tutayım derken hiç farkında olmadan duygularımı birine kaptırdım bu kişinin sadece ismini biliyorum kişiliği hakkında pek bir bilgim yok aslında sadece mağazada yardımcı olmuştu o kadar bi muhabbetim oldu aşkta hep mantık olması gerek derdim ama inanın kendime söz geçremez hale geldim ama inanın ki bunu hep rabbimle paylaştım ve o kişi hakkında asla kötü düşünmedim rabbimden hayırlısıyla onnla sosyal bir arkadaş olmayı ve ilerde hayırlısıysa ve gerçekten bana uygunsa onunla birlikte olmayı diledim belki bu geçeici bir hayranlıktr onu bilmem ama kötü bi aamcım olmasa da onu hep uzaktan bile görüp teselli bulmak için bulunduğu mağazanın yanına gidiyordum bilipte görmezden geldiğim bakmak günahını aslında işliyordum ama gerçekten şehvet arzusunu tatmin etmek için değil içimde saf ve temiz bir sevgi besledim zaten flört vb şeylere meyilli değilim gerçekten dünya ve ahiret arkadasım olabilecek tek bir kişinin hayatımda olmasını istiyorum ama o kişiyi düşünmekten kendimi alamıyorum bazen sıkıntıdan kalbime ağrılar giriyo vicdanım bunları yaptığım için rahat değil ama onu rabbimden saf duygularımla islami ölçülere uyacak şekilde diledim acaba aşkın dindeki yeri nedir diye girdim ve şükür ki bu siteyi buldum ve gerçekten nefsime uyarsam rabbim bi kapı acar dile diliyorum lütfen tavsiyelerinizi bekliyorum sizce sürekli o kişiyi aklımdan çıkaramamakla ve onu düşünmekle yalnış mı yapıyorum
Porno ve İstimna Alışkanlığı
Konuya nasıl başlıycağımı bilemiyorum bu benim başımdaki en büyük sorunlardan ikisi şuanda 17 yaşıma girmek üzereyeyim bu istimna illetine arkadaş çevresinden dolayı 13 yaşların sonlarına doğru başladım ilk 1-1,5 yıl hiç porno izlemedim çok sık masturbasyon yapıyordum sonraları izlemeye başladım ve bu bende istimnadan daha çok bağımlılık yaptı çünkü internette aklıma gelince bir açmasam iki açmasam en sonunda açıyordum ve buda istimna yapmama sebep oluyodu nihayet istimnayı bırakmaya karar verdim çok uğraştım her yoluda denedim ilk önceleri en fazla 2 hafta dayanabilirken bu süre 2 aya'da çıktı istimna yapmadığım 2 ay süresince ilk zamanlarda büyük istek oluyodu ve beni yine porno izlemeye zorluyordu çok sık olmasada arada şehvet fazlalaşınca izledim ve en sonunda 2 ay sürenin sonucunda bu haram bakışlar beni yine istimnaya sürükledi bu sıralar o kadar büyük psikolojik çöküntüler yaşadım ki anlatamam çok bunaldım umudumu kaybettim ve bir süre yine istimna-porno ikilisine döndüm ama hiçbir zaman istimnadan ve pornodan sonra oh iyiki yapmışım demedim müthiş üzüldüm hep tevbe ettim aynı hatalara düştüm bu yaz yine istimna yapmamak için mücadele verdim ve şuanda 2 ayı geçti yalnız 2 ay geçmesine rağmen son zamanlarda bu istek yeniden arttı ve beni porno izlemeye zorlattı şuanda tekrardan istimna yapmaktan korkuyorum çünkü heran tehlike beni bekliyor. İnternet modemini iptal edemem ailem de internetten faydalanıyo ve annemin babamın benim böyle birşey yapacağımı akıllarından bile geçirmezler.Dini Bilgi, ibadetler açısından iyiyim özellikle okudğum dini eserler bir hayli fazla tefsir, hadis, ilmihal ve çeşitli muhtelif kitapları çok okuyorum ibadetler açısındansa nafile ibadetlerim olmasada beş vakit namaz, oruç gibi farz olanları yerine getirmeye çalışıyorum ama nafile yazları islami kitapları yoğun bir şekilde okurken ortalama 1,5-2 ay felan hiç harama bakmadım aklımdan bile geçmedi yalnız her zaman okuyamıyorum tabiiki okul derslerinden dolayı. muhterem abilerim lütfen yardım edin bu bağımlılıktan kurtuluyum.
soru
selamınaleyküm değerli kardeşlerim benim size bir sorum olcak ben bayn kuafrüyüm bayan kuaförlügü erkeklere hrammıdır ben bu mesleğe başladıgımda çok kücüktüm ve bazı şeylri çok geç ögrendim simdide başka bir iş yapamıyorum sizce herşeyi göze alıp mesleğimi değiştirmelimiyim bir bayana sacına dokunmay bırakın bakmak bileharamdır bu beni çok rahatsız ediyor namazimi kılmak istiyorum elimden geldigi kadar kılmaya çalısıyorum ama bazen öyle bi durum oluyorki kılamıyorsunuz yorumlarnızı bekliyorum hepinizden allahrazı olsun....
Haram Tabii ki..
Kardeş erkek kuaförü ol kurtul...Kadınlarda negatif enerji var.Sen pozitifsin ikisi birbirine temas ettiğinde bütün enrjin tükenir...Namazı kılman mümkün olmaz..Bu fakiri dinle bu yazıyı okuyunca hemen erkek kuaförü ol olmaz mı?..Sakın kadın kuaförlüğne devam etme dünya ve ahiretini de mahvedersin.. Tamam mı?
evap
saol gardaşım saol yorumun çin inşallah bıkıcam allahın izniyle......
ah o gozler ahhhh
allahım gozlerımızı tum kotuluklerden korusun..aminn
Fotoğrah
Esselamu aleykum ve rahmetullah.Herkese sevgi ve muhabbetle dolu güzel bir ömür diliyorum.Siteye yeni üye oldum ve adeta çöllerde suya kanmış biri gibi yazılanları içercesine okudum.Çok güzel şeyler yazılmış.Allah razı olsun herkesten.
Hz.Üstad gözlerini haramdan ayırmak için ibadetin menfi yönü der.Yani harama bakma imkanı varken beşeri garizelerimiz şehvani duygularımız bizi kamçılarken buna bir başkaldırı örneği sergileyerek hayır demeyi bilmek gerekir.Unutmamalıyız ki hafızamız bir fotoğraf makinesidir.Güzel şeyler görelim ki güzel düşünelim ve hayattan zevk alalım.Hafızamız kötü şeylerle dolmasın.Bunu ne kadar başardığımıza gelince şu anki şartlar çok zor evet bunda hem fikiriz ama Allah(c.c) insana nefsinin taşıyamayacağı yükten fazlasını yüklemez bu demek oluyorki Rabbimiz bizi bu çağda dünyaya gönderdiyse bize bu menfi hayata karşı dayanma tasarrufunda bulunmak için iradede vermiştir.Biz bu işi başarmaya namzed kişilerizç.Başaralım ki Hz.Sadık-ı mastuk(s.a.s)'in onlar benim kardeşimdir sözünün muhatabı olma şerefine erelim.
Herkesten Allah razı olsun.
Herkese AŞK OLSUN..
Bu siteyi beğendim ve üye
Bu siteyi beğendim ve üye olmak istedim memnun kalacağımı düşünüyorum
ALLAH RAZI OLSUN
ALLAH RAZI OLSUN PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN BEN DAHA 16 YAŞINDAYIM AMA DAHA ŞİMDİDEN KENDİMİ VE NEFSİMİ EĞİMEYE BAŞLIYORUM ONDAN DOLAYI ŞUAN Kİ GENÇLERİN SAPIKLIĞI GİBİ ACAYİP SİTELERE GİRİP ORALARINDA BURALARINA BAKMAK YERİNE BÖYLE GÜZEL Bİ SİTEDE KENDİMİ BİLGİLENDİRİYORUM VE ŞEHVETİMİ BASTIRIYORUM AYRICA DIŞARDA GEZİNEN AÇIK SAÇIK İNSANLARA BAKMİYORUM ALLAHA HAMDOLSUN. DÜNYA GÜZELİ Bİ SEVGİLİM VAR ALLAH NURUNU ARTIRSIN ÖRTÜLÜ NAMAZINDAN NİYAZINDA ÇOK EFENDİ BİRİ VE BEN ONU ALLAH İÇİN SEVİYORUM ONA BAKTIĞIMDA İÇİMDE NE KÖTÜ BİR ŞEHVET KALIYOR NEDE HİS. HER BAKTIĞIMDA ALLAHI HATIRLAR VE HAMD EDERİM DUA EDİNİZDE İNŞALLAH HAYIRLISIYLA İLERDE SAVCI OLUP ONU ALAYIM ALLAHA DAHA ÇOK YAKLAŞMAK İÇİN SEVLENELİM. ALLAH HEPİMİZİN İMANINI NURLANDIRSIN VE BİZİ NUR DERYASINDA KENDİ NURUYLA KURANIN NURUYLA NURLANDIRARAK BİZİ ŞEREFLENDİRSİN BUNU BİZE NASİP ETSİN SELAM VE DUA İLE... DUULARINIZI BEKLİYORUM ŞU ACİZ KULA SEVDİĞİ İNSANLA Bİ ÖMÜR GEÇİRMESİ İÇİN DUA EDİN LÜTFEN...
selamünaleyküm
güzel kardeşim ne güzel yazmışsın Rabim herşeyi gönlüne göre versin Amin tüm mutluluklar seninle olsun....
sizin adınıza çok sevindm
anladğım kadarıyla erkeksnz ve erkek olmanıza rağmen gözlerinizi haramdan korumanız bu çağda takdire layık bi olay ALlah yardımcınız olsun inşaalah sevdiğiniz kıza kavuşursunuz ALlah yolunuzu açık etsin kardeşim :)
Günahlara alışkanlık
Aslında günahlara alışmamak lazım. Günahlara alıştıktan sonra bir daha bırakması çok zor oluyor. Benim şöyle bir önerim var haramlara bakmaya engel olamayan bunu sürekli alışkanlık yapanlar için, yada herhangi bir kötülüğe alışanlar için,
Bu günahı işlersem 3 - 5 - 10 .. gün oruç tutacağım diye niyetlenerek kendinize uygulayabileceğiniz bir nevi sorumlulukar yükleyin ve bu günahları işlemeden önce Allah'ın bunu size hatırlatması için dua edin. Ve bir de sürekli abdestli olmaya çalışın, aklınıza günahı tekrar işlemek geldiğinde abdest almaya ve ayetel kürsi okumaya niyetlenin ve hemen yapın. Olurda günaha düşerseniz ardından bir iyilik yapın. Kendinize yüklediğiniz sorumluluğu da yerine getirmeniz için Allah'tan yardım dileyin ve yerine getirin. Bu sorumluluk bağış yapacağım diye de yapabilirsiniz aslında, ama sizi zorlayacak aynı zamanda sevab kazanacak bir sorumluluk olsun ki zorlanırken nefsinizin, sevab kazanırken de şeytanın zoruna gitsin. Örneğin Allahım bu günahı bir daha işlersem senin rızan için 50-100-200 .. sadaka vereceğim. gibi.
Allah rızası için sürekli iyi bir şeyler yapmalı ve Allah'a alıştığımız günahlardan bizi koruması ve kurtarması için dua etmeliyiz.
Ölümü tefekkür hakkında,
Rabıta-i Mevt:
Yâni, bu hayatın fâni olduğunu, bir gün gelip öleceğinizi, öldükten sonra kıyametin kopmasından sonra kabirden kalkacağınızı, mahşer yerinde toplanacağınızı, Allah'ın insanları muhakeme edeceğini, sevapların günahların tartılacağını, iyilerin bir tarafa, kötülerin bir tarafa ayrılacağını; iyilerin sıratı geçip cennete varıp ebedî saadete ereceğini, kötülerin cehenneme atılıp yanacağını biliyoruz. Bunları düşünmeye rabıta-i mevt yapmak denir.
İnsan bunları düşününce, cennete girenlerin ne kadar mutlu olduklarını, cehenneme atılanların da nasıl cayır cayır yandığını, nasıl feryad ettiğini, pişman olduğunu düşünecek, hayalinde göz önüne getirecek bunları... İçindeki kendi nefsine diyecek ki:
"--Ey nefsim aklını başına topla, divânelik etme! Bu hayatının kıymetini bil, ahirette cehennemlik olmamak için şimdiden tedbirini al!.. Cenneti kazanmaya sebe olacak işleri yap, cehenneme düşmeye sebep olacak işleri bırak!.. Cehennemden kendini koru, cenneti elinden kaçırmamağa gayret et! Hayatının bir saniyesini bile boş geçirme, harcama, zâyi etme!.."
İşte bu düşünmeye, bu tahayyüle rabıta-ı mevt denir. Bunun aslı Peygamber Efendimiz'in tavsiyesidir. Efendimiz ölümü çok düşünmemizi tavsiye ediyor.
Ölüm biraz acı bir şeydir, korkunç bir şeydir amma, bu nefis ölüm korkusundan başka bir şeyle de ıslah olmaz. Nefsi ıslah etmek için en iyi çare bu olsa gerek ki, Peygamber Efendimiz ölümü düşünmeyi tavsiye ediyor.
Hadis-i şerifler vardır camilerin duvarlarında yazılı:
(Accilû bit tevbeti kablel mevt) "Ölüm gelmeden evvel tevbenizi yapmakta acele edin! Dönüşü" diye...
Yaşa da bakmaz, sıraya da bakmaz. Bakarsınız beş tane kardeşten en küçüğü ölür... Bakarsınız, dede yaşar da torun ölür... Bakarsınız hastanın başında bekleyen insan ölür de hasta kalır.
Şurayada bakabilirsiniz:
http://nebilersilsilesi2.darulerkam.altinoluk.com/rabita-istiane-ve-istigase/rabita-i-mevt/
Allah hepimizi günahlardan, nefsin, şeytanın, şehvetin şerrinden korusun. Amin.
Selam
Allah razı olsun çok güzel bir makale.
Teşekkürler
Teşekkürler
Yorumlarınız
Burada bizleri bilgilendiren tüm herkesten Allah razı olsun tüm günahlarını affetsin yarabbim.
Biz 2 üni. öğrencisiyiz ve bulunduğumuz ortamda göz zinası ve zina haliyle oluyor.Çünkü ahir zamandayız ve bunu yapmamak zamanla utanılacak birşey mi gibi insanlara empoze edilecek.Biz bu 2 büyük günahtan olabildiğince kaçmaya çalışıyoruz arkadaşlar sizlerde lütfen bizlerden dualarınızı esirgemeyin.Çünkü kişinin nefsine tek başına diş geçirmesi haliyle çok çok zor ve bunu ancak dualarla tamamlayabiliriz.
Tekrardan burada bizi bu konularda bilgilendirdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum ve Allah'a emanet olun diyorum..
herkese selam
şimdi yazılanları okudum..ben neler yapacağım bilemiyorum kendimi mastürbasyon yapmaktan alamıyorum.. buarada namaz kılıyorum ama harama bakmak çok çekiyorbeni..sonra pişman oluyorum nasıl kurtulacağımı bilemiyorum..acaba sapık mıyım diyorum yaşım 30 evliyim çocuk var ama kendimi haramdan alamıyorum 2- 4 gün mastürbasyon yapmıyorum ama tekrar şeytan çekiyor..çaresizim ben bilmiyorum nasıl kurtulacağım bilyorum herkes ayıplayacak ama yazıda yazarın dediği gibi kendi içimizde kimsenin bilmediği( ANNE,BABA,EŞ,KARDEŞ VS) BİR BEN VAR YO ONDAN BAHSEDİYORUM...ÇARESİZİM ŞU AN BUGÜN BIRAKCAĞIM BU ALIŞKANLIĞI DİYORUM NANMAZA BAŞLIYORUM AMA TEKRAR AYNI TAKRAR AYNI...
Deli serseri
.Selamlar sevgiler
DELİ SERSERİ
Dünya imtihan dünyası Sen üzerine düşeni yap,gerisini üzerine düşeni yapmayanlar düşünsün.Allah ahirette başkalarının yaptıklarını sana değil,senin yaptıklarını sana soracak.Sen elinden geleni yap,başkalarının yaptıklarını da fazla kafana takma.Gevşe biraz.Selamlar sevgiler
rey2466
sA SEVGİLİ REY
tavsiyelerin için ALLAH cc razı olsun doğru söylüyorsun ama
RABBENE LE TAHMİL TAKETLENE BİH ayeti bana hiçte rahat olmamı söylemiyor
LE TÜFSİDÜNE FİL ARDİ İNNEME NAHNUL MUSLİHİN ayetide
onun için ben rahat olamıyorum müslümanın derdiyle dertlenmeyen iyi bir müslüman olamaz bir müslümanın ceheneme gitme ihtimali bile beni üzerken dünyanın dört bir tarafında İLAYİ KELİMETTULLAH uğruna can veren kardeşlerim varken rahat olamıyorum S A
HARAMDAN KAÇMAK
neydi beni böylesine kendi ülkemde parya ve deli serseri yapan canım sıkılıyordu ara ara şöyle bir kafamı dağıtmak için sokakları arşınlayarak biraz rahatlamak isterken aman yarabbi dahada deli oluyordum çünkü sokaklar bana geçit vermiyordu her taraf et yığınını andıran çıplaklarla dolu ve ben suçluymuşum gibi kafamı kaldıramıyorum bile gözlerimi haramdan koruma adına sadece kafam önümde yürüyorum benmi hak ettim bunları yoksa YEKTUBUNEL KİTEBE Bİ EYDİHİM SÜMME YEKULUNE HEZE MİN İNDELLAH
ayetini dilediklerini yaparak kazananların zaferimiydi affet ALLAHIM ben iyi bir müslüman iyi bir tebliğçi olamadım senin fikirlerini hayata hakim kılma kavgamda korktum sahip olduğum her şeyin gercek sahibi senin olduğunu unutarak onları putlaştırdım arkamdaki sayısız insanların güçünü ben kendim için rant kapısı yaparak bir daire içinde kaldım ne bir hazreti yusuf nede yunus AS OLMAYI AKLIMA GETİREMİYEREK DELİRDİM ve sadece mehdinin gelip beni kurtarmasını bekleyerek hayatımı geçiriyorum VE BEN BUNLARI HAKETTİM
...
mehdi olmaya ,yusuf ya da ibrahim olmaya gerek yok.. kul ol kul.. Allaha kul ol.. olalım..hep beraber.. korku ve ümid arasında ,safa ile merve arasında koşup duran hacer anamız gibi gide gele..kul ol.. olalım..
TÜM PEYGAMBERLER BENİMDİR
RABBİM sen ayeti celilede buyuruyorsunki
LE YUFARAKUBEYNE EHEDİHİM MİM RUSULİHİM
ÖYLEYSE BEN PEYGAMBERLER ARASINDA nasıl ayırım yapayım beni mehdi gelecek hikayesiyle uyutuyorlar yusuf veya ibrahim peygamberlerin msj almamı çok görüyorlar idris as futuhatlarını anlatmıyorlar musa as fıravuna karşı verdiği savaşı anlatmıyorlar tüm peygamberlerin msj irdelemiyorlar hz muhamedin büyük devrimlerini yaşam geçirmiyorlar rabbim bende diyorumki
HASBİNALLAH VE NİMEL VEKİL MİMEL MEVLE VE NİMEL MASİR
DELİ SERSERİ
diyorsun.Mehdinin gelmesini bekliyorsan daha çok beklersin.Allahın emir ve yasaklarına uyup onun rızasını kazanırsan mehdi sensin tersi olursa deccal sensin.Silkin ve toparlan mehdi sen ol ve sen başkalarına yardımcı ol.Zaman bekleme zamanı değil uyanma zamanı.Allahın seni niye yarattığını ve senden ne istediğini düşün ve gayret et Allahın rızasını kazanmaya çalış, samimi ol Allah sana yardım edecektir.Selamlar sevgiler
sevgili rey
s a cevap verme gibi bir derdim yok aslında sadece beni anlamadığına üzüldüm benim mehdi beklentim yok ve böyle bir şeye inanmıyorum zaten benim isyanım yaşadığım zaman ve sosyal sınıfın tahribatlarına müslümanların sessiz ve duyarsız kalmasınadır zaten islam adına bu günümüz düne eşitse ve bizler ALLAHIN fikirlerini hayata hakim kılmada aciz kalmışsak ve hala birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekliyorsak hüsrandayız lütfen yorumları iyi okuyun ve ızdarabıma ortak olun selam ve dua ile
na mümkün
ne yazıkki bu imkansız gibi göürünüyor kardeşim evinde bilgisayar varsa bi insan bunu engelleyemio en basit çocuk oyunu sitesinde bile adult materyallar var.pornografi batağındaki gençlere yardım etmek bize düşer ben o sitelere girip insanlara bazı şeyleri gerek özel msjla grek genel oalrak yazıorm ama genellikle küfür yiyorum
üstte yazan arkadaş çok
üstte yazan arkadaş çok doğru yazmış.bu devir öyle kötü devirki.günlük hayattan örnek vereyim.ben üniversite öğrencisiyim her gün okulda neredeyse çıplaklık sınırında insanlar görüyorum.o kızların hayasızlığı yüzünden günaha giriyorum
zorlu bir imtihan
evet gerçekten zor kötü bir devirde yaşıyoruz. İnsanlar gitikçe hayadan uzaklaşıyorlar. Rabbim bizleri kötü yollardan korusun inş.Bizler dikkat edelim. günaha bakmayalım Umulurki Rabbim bizleri cennetine koyar inş.
slmlar
siteye yeni üyeyim konuları inceledim de o kadar güzel anlatılmışki herşey,, yani bi an çok boş bi insan olduğumu düşündüm. ve hayatım gözümün önünden geçti..ağlamaklı oldum.belki somut bi şeyler yapmadım ama göz zinası mutlaka benimde istemedende olsa başıma gelmiştir..ayrıca namaza bi türlü başlıyamıyorum ne yapmalıyım önecedn namaz kılıyodum ve kılmadığım zaman üzülüyodum şu an kılmıyorum ve bundan üzüntü duyamıyorum demekki bu kadar kötü bi durumdayım nolur bu konuda beni bilgilendirin.şimdiden teşk ederim
hazan18 kardesim
öncelikle namaza üzülmen için allahımı tanıman lazım yani onu sewmelisin çünkü allahım bizler ve cinler bu dünyaya ibadete gönderildik sana tabi ilk basta sunları söyliyim kardesim namaz için ağlaman için namazın allah katında ne kadar önemli olduğunu anlatan kitaplar oku ben öyle yetiştirdim kendimi mesela cemil tokpınarın bi kitabı war sabah namzına nasıl kalkılır bslığında ama namazın önemini çok mükemmel bir dille anlatmış yasar alptekin namazla yeniden doğdum bu da çok güzel eminim bunları okuduktan sonra anlıcaksın çok fazla pahalı değiller ama alamam diyorsan sana yazarım kardesim sen yeter ki iste selametle
eda19 kardeşime
çok teşk ederim ilgilendiğiniz için saolun.evt o kitapları biliyorum.ama almadığım için henüz okumadım.siz bana birz bu konuda yardımcı olur musunuz? inanın çok ihtiyacım var ve bu siteyi buldum çok şükür.