///Güncel Fetvalar////

Soru 1 : MUHAMMED’UN RASULULLAH’ Demeyen Müslüman olur mu ?

Cevap 1 :

İslamiyet, tevhid dinidir. Tevhid, iki ana temelden meydana gelir. Bunlar birbirini tamamlamaktadırlar. İkisi de ayrı ayrı, yalnız başına düşünülemez. “Lâilâhe İllallah” kelime-i tevhidini, “Muhammed un Rasulullah” yani “Muhammed Allah'ın Resulüdür” cümlesi tamamlar. “Lâilâhe İllallah”ı kabul edip “Muhammed un Rasulullah”ı reddetmek, tevhidi ortadan kaldırır. Resulullah’a inanmayan Müslüman olamaz, cennete giremez.

Nitekim Kuran ı Kerim baştan sona kadar, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi veselleme iman edip uymayı emretmiştir.Bu konu da bazı ayeti kerime mealleri şöyledir:

“Kim, Allah'a ve Resulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.” (Fetih; 13)

Soru : Bir müslüman olarak servete ve zenginliğe bakışımız..?

Soru: Bir müslüman olarak servete ve zenginliğe bakış açımız ne olmalı?

Cevap: Zengin olmak meşru ve bunun yolu her Müslüman’a açık. Ama, umulan netice elde edilemediğinde, hırs ile yahut servet düşmanlığıyla ruha azap çektirmenin de bir mânâsı yok. Rahatın yolu “kısmete rıza”dan geçer. Servetin huzur getireceği şüphelidir, ama servet düşmanlığının insanı rahatsız ettiği açıktır.

Böyle bir duruma düşmemek için, serveti Müslümanca değerlendirmek, ona İslâm’a göre bakmak gerekir. İslâm’da ferdî mülkiyet hakkı, meşru yoldan kazanılması şartıyla kabul edilmiş, ihtikâr, hileli satış, kumar, hırsızlık, zorbalık, kısacası kul hakkının her nevi gaspı haram kılınmış.

Zaten zarurî ihtiyaç maddeleri, su, ateş, boş otlakiye ferdî mülkiyetten hariç tutulmuş. Zekât İslâm’ın beş şartından birisi olmuş; sadaka ve ihsan daima teşvik edilmiş.

“...Uhud dağı kadar mala sahip olsaydım, Allah yolunda sarf ederdim. Ölürken iki kiret (dirhemin on ikide biri) dahi bırakmama gönlüm razı değil.” (Hadis-i Şerif

Ve en önemlisi: “İsraf haram kılınmış”

Bir zengin, bütün bu esaslara tam tamına riayet ediyorsa, hayırlı bir insandır ve cemiyete hizmet yolundadır; etmiyorsa kendini aldatmakta, ebedî saadetiyle oynamaktadır.

Servet ya meşrudur, alın terinin neticesi, gayretin mahsulüdür, “Doğru ve dürüst tacir, kıyamet gününde sıddıklar ve şehitlerle beraber haşredilecektir.” hadis-i şerifindeki müjdeye dahildir. Veya, gayr-i meşrudur, haksızdır, üzerinde zulüm damgası vardır. Hz. Mevlânâ’nın, “Zalimlerin malları uzaktan güzel görünür, ama hakikatte mazlum kanıdır, vebalidir.” dediği türdendir.

Kazanç meşru ise sahibine düşman olunmaz, gayr-i meşru ise ona heveslenilmez. Her iki halde de bizim başkalarıyla fazla işimiz yok demektir. Kendi işimize bakmak, hem dünyevî, hem uhrevî saadetimiz için büyük bir gayretin içinde bulunmak durumundayız.

Bir hikmet ehli şöyle diyor: “Sadece kendi işine dalmış birisi, haset edecek bir şey bulamaz. Çünkü, haset insanı avare eden bir ihtirastır. Evde tutacağına sokak sokak gezdirir.”

Re: ///Güncel Fetvalar////

Soru :Kerahet vaktinde farz namaz kılınır mı?

Cevap: Sabah namazının vakti imsak ile girer, güneşin doğması ile biter. Ancak Hanefilere göre güneşin doğmasına yakın, Şafilere göre ise imsaktan biraz sonra kılmak faziletlidir.

Tam namaz kılarken ve namaz bitmeden güneş doğarsa Hanifilere göre namaz bozulur; kerahet vakti çıktıktan sonra yeniden kılmak gerekir.

Zamanında sabah namazını kılamayan bir kişi, güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra öğlen namazı girmeden kılarsa hem sünnetini hemde farzını beraber kaza eder.

İkindi namazı kerahet vaktine kadar geciktirilmişse, namaz kazaya bırakılmaz, sünneti terkedilerek sadece farzı kılınır. Hattâ güneş batmadan evvel iftitah tekbiri alınarak ikindinin farzına durulsa, namazda iken güneş batsa, bu bile sahih olur. Namaz kazaya kalmış olmaz, vaktinde edâ edilmiş sayılır. Bu ikindi namazına has bir durumdur.

Çek, senet vb. ticari senetleri (kağıtları) kırdırmak caiz midir

Soru: Çek, senet vb. ticari senetleri (kağıtları) kırdırmak caiz midir?

Günümüzde Müslümanların faiz karşısında ve faizli muamelelerde çok hassas olmaları, bu hususta en küçük bir kapıyı dahi aralamamaları gerekmektedir. Çünkü, alışveriş piyasası ve ticarî münasebetler öyle bir hal almıştır ki, kişiyi adeta faize bulaşması için zorlamakta, başka türlü işinin görülemeyeceği zannını vermektedir.

İşte bu çeşit durumlar karşısında, imanlı hayatına zarar gelmemesi için mü’minin uyanık ve akıllı davranması kaçınılmaz olmuştur.

Fakat bugün yaşanan iktisadî durum ve prensipler, ticaret erbabını dolaylı yollardan da faiz müesseseleriyle yüz yüze getirmektedir. Bu da çek alıp verme, borç tahsili, havale göndermek gibi hususlarda olabilmektedir. Şu halde, tahsil günü gelmeyen çeki ve senedi kırdırmak, yani üzerindeki değerden eksiğine satmak, doğrudan faize girmek olacağından, meşru olduğundan söz edilemez. Fakat çek veya senet tahsilinde başka bir yol olmadığından veya çok güç olacağından, normal muamele masraflarını vererek iş yapmak insanı faize sokmaz. Çünkü burada, parayı bekletip faiz almak gibi bir durum söz konusu değildir.

Havaleler için de aynı şeyler söylenebilir. Müşterinin veya borçlunun gönderdiği para banka havalesiyle geldiği zaman ne müşteri, ne de mal sahibi herhangi bir şekilde faize bulaşmış olmamaktadır. Zaten gelen havale gününde bildirilmekte, mal sahibi de gidip parasını almaktadır.

Bununla birlikte, hesap açmadan bu çeşit işleri yapmak en güzelidir. Cüz’î bir miktar hesap açmadan ticarî işler yürümüyorsa, tahakkuk eden faizi de bankada bırakmak olacağından, az da olsa destek olmak demektir. Bankada para bırakmamak en mâkulüdür.

Yazar: Mehmet Paksu

Soru : Namaz kılmayana kız verilmez deniliyor bu Doğru mudur..?

Soru: Namaz kılmayana kız verilmez ve kestiği yenilmez deniliyor. Bu doğru mudur?

Cevap :Namaz kılmayan insanın inancına bakılır. Namazı kılmayışı farz olduğuna inanmayışından mı, yoksa tembellik ve ihmalden midir? Şayet -Allah Muhafaza- namazın farz olduğuna inanmadığı için namaz kılmıyorsa imanı gider, küfre düşmüş olur. Ne kendisine kız verilir, ne de kestiği yenir.

Ancak, namazını imansızlıktan değil de ihmal ve tembellikten kılmıyorsa o adam iman sahibi ama günahkâr (fâsık) bir Müslüman’dır. Günahkâr Müslüman’ın kestiği de yenilir.

Bir kimse, kızını birisine verirken, çok titiz bir şekilde araştırmalı ve uygun görmeden kızını vermemelidir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Hangi kadın bir fâsıkla evlenmeye razı olursa kıyamet günü kabrinden kalktığı zaman, alnında, ‘Allah’ın rahmetinden ümitsiz’ diye yazılır. Her kim benim şefaatimi istiyorsa kızını fâsık biri ile evlendirmesin.” (Beyhaki)

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevî; Günümüz Meselelerine Fetvalar, Reyhanî Yayınları

Adeti biten kadın gusletmeden eşi ile birlikte olabilir mi.?

Bakara suresinin 222. ayetinde Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

“Sana kadınlardaki kanamaları soruyorlar. De ki, o bir eziyettir; kanamanın olduğu günlerinde onları rahat bırakın. Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. Tertemiz oldular mı, onlara Allah‘ın size buyurduğu yerden yaklaşın. Allah tevbe edenleri sever, tertemiz olanları da sever.”

Yukarıdaki ayete göre adet esnasında yasak olan cinsel ilişkinin helal olabilmesi için iki şart bulunmaktadır:

1. Kadının adetinin bitmesi gerekir.

2. Kadının tertemiz olması, yani gusletmesi/yıkanması gerekir.

Adeti sona eren kadın gusletmedikçe kendisiyle cin­sî münasebette bulunmanın helâl olma­dığı hususunda Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleri başta olmak üzere ulemanın büyük çoğunluğu görüş birliğine varmıştır.

Adet başlamaya yakın günlerde gelen lekeler namaza engel midir?

Tıp verilerine göre adet başlamaya yakın görülen lekelenmeler, adetin birinci günü kabul edilir. 2 ve 3. gün de sadece lekelenme olursa kadın doğum uzmanına başvurulması gerektiği ifade edilmektedir.

Lekelenmeler adetten sayıldığına göre o andan itibaren namaz kılınmamalıdır. Adet süresinin en fazla yedi gün sürdüğü dikkate alındığında 7. günden itibaren kanama devam etse de namaza başlanmalı fakat tedavi için mutlaka bir kadın doğum uzmanına müracaat edilmelidir.

Kadının özel durumlarında birleşme olursa ceza ve tevbesi nedir

Cevap: Bir kimse, henüz adetini tamamlamamış olan eşi ile cinsel ilişkiye girerse günahkar olur. Onun için tevbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Bununla beraber fakir müslümanlara 1 (4,25 gr. altın) veya yarım dinar sadaka vermesi uygun görülmüştür.

Abdullah İbn Abbas radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Peygam­ber sallallâhu aleyhi ve sellem hanımına hayızlı iken yaklaşan kimse hakkında şöyle bu­yurmuştur:

“O (kimse) bir dinar yahut da yarım dinar sadaka verir.” (Ebu Davud,Nikâh,46-47)

Abdullah İbn Abbas radıyallahu anh demiştir ki: “Bir kimse hanımına hayız kanının ilk görüldüğü zamanlarında yaklaşacak olursa, bir dinar; kan kesildiğinde kadın daha yıkanmadan yaklaşacak olur­sa, yarım dinar sadaka verir.” (Ebu Davud,Nikâh,46-47)

Soru : KADINLA TOKALAŞMAK CAİZ MİDİR?

Mahrem olmayan kadına bakmak haram olduğuna göre, onlara dokunmak veya tokalaşmak mutlaka haramdır.

Peygamber`e (sav) bi`at eden kadınlar dediler ki: Ey Allah`ın Resulü biat ederken elimizi tutmadınız.Peygamber (sav) kadınların elini tutup tokalaşmam buyurdu (Ahmed bin hanbel, Nesai, İbn Mace).

Hazret, Aişe (ra) biat ile ilgili şöyle buyuruyor: Allah`a yemin ederim ki Resulüllah`ın eli bir kadının eline dokunmadı. Sadece sözle onlardan biat aldı" (Müslim).

Peygamber (sav) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:"Sizden biriniz başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helal olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır."

İslam dini kadınla tokalaşmayı yasaklamakla kadını tezyif etmiyor. Bilakis şerefini kurtarıyor. Kötü niyetli kimselerin şehvetle el uzatmasına engel oluyor.

Zina Hakkında Bilgi verir misiniz..?

Zina etmek, bir kadınla nikâhsız veya haksız olarak cinsel temasta bulunmaktır.Bir erkeğin kadınla bir akde veya haklı bir sebebe dayanmaksızın önden cinsel temasta bulunmasıdır. Zina eden erkeğe "zânî" kadına ise "zâniye" denir.Zina İslâm'da ve önceki bütün semâvî dinlerde haram ve çok çirkin bir fiil olarak kabul edilmiştir.

Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur" (el-İsrâ,32)

Bir Başka Ayeti Kerime:"Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah'ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar"(el Furkân,68)

Bir Başka Ayeti Kerime: Bekâr erkek veya bekâr kadının zina etmesinin cezası yüz değnek, evli ve iffetli erkek veya kadının zina cezası ise taşla öldürme (recm)dir.Allah Teâlâ şöyle buyurur:"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun.Eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız bunları Allah'ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun" (en-Nûr,2)

Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Mümin zina ettiğinde, iman ondan çıkar. Onun üzerinde bulut gibi durur. Onu bıraktığında iman ona geri döner.(Ebu Davud, Hakim, Beyhaki)

İbn Abbas (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:"Bir şehirde zina ve riba (faiz) yaygınlaşırsa, onlar Allahın azabını kendilerine hak etmiş olurlar.” (Hakim, Ebu Ya’la)

Ebu Hureyre (ra)’den, Hz. Peygamber (asv)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ademoğluna (iradesiyle yapacağı) zinadan nasibi yazıldı.Şüphesiz o buna erişecektir. Gözlerin zinası bakmaktır.Kulakların zinası (fuhşiyatla ilgili şeyleri) dinlemektir.Dilin zinası konuşmaktır. Elin zinası tutmaktır.Ayağın zinası (fuhuşla ilgili yerlere doğru) yürümektir. Kalb arzu ve temenni eder,tenasül aleti ise bunu ya tasdik eder, ya da yalanlar.”(Buhari,Müslim,Ebu Davud,Nesei)

Evli, iffetli erkek veya kadına recm cezası ise, sünnetle sabittir. Çünkü Rasûlüllah (s.a.s) Mâiz'e ve Benî Gâmid'ten bir kadına recm cezasını uygulamıştır. Recm'in meşrûluğu konusunda sahabenin icmaı vardır

Soru: Mehir üzerinden zekât vermek gerekli midir?

Soru: Mehir üzerinden zekât vermek gerekli midir?

Cevap:Bir kadın kocasından talep ettiği mehri tamamen almadıkça ona zekât düşmez. Zira bu durumda zekât için şart olan tam mülkiyet (el-milkü’t-tâmm) henüz gerçekleşmemiştir.

Mehir tamamen kadının eline geçince bakılır: Eğer bu, borçların ve asli ihtiyaçların dışında kalıyor ve nisap miktarını (85 gram altın veya bunun mukabili para veya mal) aşıyorsa bunun zekâtını verir.

Kaza Namazı Borcu Olanın Nafile Namaz Kılması Caiz midir...?

Soru: Kaza Namazı Borcu Olanın Nafile Namaz Kılması Caiz midir...?

Cevap : Hiç şüphesiz kişinin kaza namazlarıyla meşgul olması, nafile namazlarla meşgul olmasından evladır. Ancak farz namazların evvelinde ve sonunda kılınan revatip sünnetler velev ki sünnet-i ğayri müekket olsun bundan istisna edilmiştir. Yani kişinin bu sünnetleri terk edip yerine kaza namazı kılması evla değildir.Hatta kuşluk ve tespih namazları gibi hakkında eser varit olan nafile namazlarda bu kabildendir.[1]

Zira bu emsal namazlar farz namazları ikmal eder. Ve bunlar, belli bir vakitle mukayyet olduklarından dolayı vaktinin kaçırılması durumunda telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise muayyen vakitleri olmadığından telafisi mümkündür.

Her iki namazın bir niyetle kılınması da caiz değildir. Kaza namazını kazaya niyetle, nafile namazı da nafileye niyetle kılınmalıdır.

Ömer Nasuhi Bilmen Büyük İslam İlmihali adlı eserinde, namaz kazası borcu olan kişilerin nafileleri feda etmelerinin münasip olmadığını güzel bir lisan ile ifade etmiştir. Hem teberrüken hem de faydalı olacağına inandığımızdan cevabımızın bu bölümünde aynı ifadeleri nakletmeyi uygun gördük.
“Maahaza namazları kazaya bırakmak bir günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek münasip olamaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak affı ilâhîye iltica etmesi icap ederken, hakkında şefaati nebeviyyenin tecellisine vesile olacak bir kısım mübarek sünnetleri, nafileleri terk etmesi nasıl muvafık olabilir? Hem bir kısım vaktiyeleri kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vaktiyeleri kendilerini mükemmil olan sünnetlerden tecrit etmek, iki kat kusur olmaz mı?
Bunun hilafına olan bazı nakiller muteber değildir, muftabih olan kavle muhaliftir. Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar münsifâne bir iddiada bulunmuş sayılamazlar. Beyhude yere en kıymetli vakitlerini zayi’ eden insanlar, bilmem böyle bir iddiaya ne yüzle cür’et edebilirler?..”[2]

1] El-Fetâvâ’l-Hindiyye, Şeyh Nizamuddin önderliğinde ilmî bir heyet c:1 s:135
[2]Ömer Nasuhi bilmen, Büyük İslam İlmihali s:183

Nikâhtan sonra başı açık dolaşmanın nikâha bir zararı olur mu?

Soru: Nikâhtan sonra başı açık dolaşmanın nikâha bir zararı olur mu?

Cevap: Bir kadının başı açık dolaşması nikâhına zarar vermez. Çünkü nikâh bir akittir. Kurulması da sona ermesi de belirli şartlara bağlıdır. Başı örtmek her Müslüman kadına Allah’ın emridir. O emri kabul etmeyen kâfir olur. Kabul ettiği halde yerine getirmeyen de günahkârdır.

Nişan Hakkında bir Kaç Sual ve Cevabı

- Soru: Bazı yerlerde nişan merasiminde kız ile oğlan birbirini görüp konuşurlar. "Dinimizde nikahlanmamış bir kadın veya kız, başka bir erkekle konuşamaz" diye dini nikah yapıyorlar. Bir zaman sonra, kız ile oğlanın arasında geçimsizlik doğuyor ve nişan bozuluyor, fakat oğlan yapılan dini nikahı koruyup kızı boşamıyor. Bu durumda kız başkasına nikah yapılabilir mi?

Cevap: Ekseriyetle nişan merasimlerinden sonra oğlanın kız evine girip çıkmasını kolaylaştırmak için dini bir nikah yapıldığını işitmekteyiz. Bu akit, dinen muteber sayılacağından, eve girip çıkmasını kolaylaştırır, ama sonunda telafisine imkan bulunmayan durumlar da doğabilir. Nişanın bozulması halinde erkeğin dini nikahı da iptal etmesi ve kızı boşaması lazımdır. Aksi halde başkasıyla nikahlanması, dini esaslar dikkate alındığı zaman mümkün değildir..

2 - Soru: Nişanlı bir kız, Hollanda'da bulunan amcasının yanına gitmiş ve oradaki gayrimüslimlerin çocuklarına bakacak. Bu kızın orada kalması ve nişanlısının da onu beklemesi doğru mudur?

Cevap: Her ne kadar amcasının yanında kalsa bile, genç bir kızın gayri-müslimlerin arasında kalması ve onların çocuklarına bakması nasıl caiz görülebilir? Bu kızın amcası, yeğeninin çalıştığı yerde ve başını bekleyecek durumda değil ki. Bir de onunla evlenmek üzere sözleri kesilmiş bir kimse var ise, bu hüküm daha fazla daralır. Nişanlısı olan erkek için yapacak şey, "Ya çalışmaktan vazgeç, ya da benden" teklifinde bulunmaktır. Tercihi kız yapsın.

3 - Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?

Cevap: Yanlarında kimse bulunmaksızın nişanlıların bir odada başbaşa kalması asla caiz değildir. Bir kadın nişanlı bulunduğu erkeğe evlenme vaadinde bulunmakla nikahlı sayılamaz. Nişanlılar veya bunlardan biri, evlenmekten vazgeçse, mihre mahsuben verilen şeyler tamamen geri verilir. Elde mevcut hediyeleri de karşılıklı olarak iade gerekir.

Mehmed Emre / Çağımız ve Günümüz Meselelerine Fetvalar

Soru ve Cevabı

Soru: Ramazan orucunu, hastalık sebebiyle tutamayan kimsenin ne yapması lazımdır? Orucu kaza ederken nasıl ve ne zaman niyet eder?

Cevap: Hastalık sebebiyle Ramazan orucunu tutamayan bir mü'min, iyileştikten sonra gününe gün kaza eder. Niyetini geceden (gün battıktan sonra imsak vaktine kadar olan zaman içinde) yapar. Niyetini, "En son kazaya kalan Ramazan-ı şerif orucunu tutmaya niyet ettim" şeklinde yapar.

Soru: Tuvalette abdest almakta bir mahzur var mıdır?

Soru: Tuvalette abdest almakta bir mahzur var mıdır?

Cevap: Başka bir yerde abdest almak imkanı bulunmadığı zaman helada da abdest alınabilir. Ancak, buralar temiz olmadığı için dualar okunamaz.

cok uzgunum

benim gunahlarimi af edilip edilmeyecegi korkusunu yasarken... bide cok deger verdigim yumusak huylu kotu gunlerimde bana destek olan birinin benle diyologu kesme sekli cok uzdu... ebdeiyen hakkimi helal etmem demesi mesala ... tasavufla ugrasan nefisini yendigini sandigim bu kisinin boyle yapmasina anlam veremiyorum...cok uzgunum agir bunalim icersindeyim deger verdigim o kisinin davranisi yuzunden :(((((

Kardeşim...!

..........!

Namazda "Semiallahü limen hamideh" demek....!

Soru: Rükudan kalkarken okunan "Semiallahü limen hamideh"deki semia fiili işitme manasına mı gelmektedir?

Cevap: Hayır, o manada kullanılmış değildir. Bu fiilin manası "kabul ederdir". "Allah hamd edenin hamdini kabul eder" demektir. Peygamber Efendimiz'in bir Hadis-i Şerifinde de bu kelime kabul manasında kullanılmış bulunmaktadır. Hadis-i Şerifin metni şudur: "Allahümme inni euzü bike min ilmin la yenfeu ve min kalbin la yahşeu ve min nefsin la teşbeu ve min duain la yüsmeu" Buradaki la yüsmeu, "kabul olunmayacak (duadan Sana sığınırım)" demektir.

Cenaze varken, farz namazların peşinde tesbih Neden çekilmiyor

Soru: Cenaze varken, farz namazların peşinde tesbih çekilmiyor. Bu hususta ne dersiniz?

Cevap: Cenazeyi defin hususunda acele etmek gerektiğinden dolayı böyle yapılmaktadır. Tesbih çekilmesi sünnet, cenaze namazı ise farzdır. Onu öne almak gerekir. Tesbihi daha sonra kendi kendine çekmek de mümkündür, çekmelidir.

Bir soru ve Cevabı:

Soru: Öğle namazı ile yatsı namazlarının son sünnetlerini dört rekat olarak kıldığımız zaman, bazısı bid'at, bazıları da sünnet diye konuşuyorlar. Bu hususu açıklar mısınız?

Cevap: Öğle ve yatsı namazlarının son sünnetleri, müekked (en kuvvetli) sünnetlerdendir. Bunları dörde çıkarmak ise müstehabdır. Hiçbir mahzur yoktur.
(Büyük İslam İlmihali, Namaz bahsi, madde 188/2)

Soru: Bir gencin Nefsani olmdan nişanlısı ile Konuşması Caiz mi

Soru: Bir gencin, şehvanî arzularını terk ederek, nişanlısı ile konuşmasında bir mesuliyet var mıdır?

Cevap: O kimsenin nişanlısı ile konuşması, şehvani hislerinin tahriki ile olmaktadır. Bu gibi hislerin olmadığını sanmak veya iddiada bulunmak, kendini aldatmak olur.

Mahzuruna gelince, arada nikah bulunmadığı için, onun yabancı bir kadından farkı yoktur. Nişan; namzetlik devresi olup, nikah gibi, mahzurları ortadan silip kaldıran bir akit değildir. ..

Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?

Soru: Nişanlılar bir odada başbaşa kalabilirler mi?

Cevap : Yanlarında kimse bulunmaksızın nişanlıların bir odada başbaşa kalması asla caiz değildir.

Bir kadın nişanlı bulunduğu erkeğe evlenme vaadinde bulunmakla nikahlı sayılamaz. Nişanlılar veya bunlardan biri, evlenmekten vazgeçse, mihre mahsuben verilen şeyler tamamen geri verilir. Elde mevcut hediyeleri de karşılıklı olarak iade gerekir.

Soru : Bayanlar için kuaförlük mesleği günah mıdır?

Soru : Bayanlar için kuaförlük mesleği günah mıdır?

Cevap :Kuaförlük yapmak haram değildir. Ancak kuaförlük yaparken haram durumlardan sakınmak gerekir. Süslenme konusunda dinimizin ölçülerine göre hareket etmek gerekir.

Her hangi bir mesleği icra etmenin caiz olup olmaması, yapılan işlerin dine uygun olup olmamasına bağlıdır. Dinen meşru olan işlerin yapılmasına vesile olan meslekleri icra etmek caiz; dinen meşru olmayan işlerin yapılmasına vesile olan meslekleri icra etmek ise caiz değildir.

Kadın olsun erkek olsun her Müslümanın, vücudundan örtülmesi gereken yerlerini örtmesi dini bir yükümlülüktür. Mecbur kalınmadıkça bu bölgelerin (avret mahallinin) açılması caiz değildir.

Kadının erkeğe karşı avret mahalli eller, ayaklar ve yüzü hariç tüm bedenidir. Kadının kadına karşı avret mahalli, diz kapağı ile göbek arasıdır. Zaruret ve ihtiyaç olmadan bu yerlerin dışındaki uzuvların başka kadınlara veya erkeklere gösterilmesi caiz değildir.

Ayrıca kaş alma ve kadınların saçlarını kesmeleri ile ilgili bazı sahih hadisler vardır. Dikkat çekmek, daha güzel görünmek amacıyla, yaratılıştan verilmiş olan özellik ve şekillerin değiştirilmesi İslâm dininde, fıtratı bozma kabul edilerek yasaklanmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde,

“Allah yüz tüylerini yolan ve yolduran kadına lânet etsin...” (Buhârî,Müslim)

buyurmuş olup, bu yasağın hangi nevi fiilleri kapsadığı İslâm hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur. Kadının saçını kısaltması câiz, traş etmesi ise mazeret yoksa haram görülmüştür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hacda ihramdan çıkılırken erkeklerin saçlarını traş etmelerini, ama kadınların saçlarının dörtte birini keserek kısaltmalarını istemiş, "Erkeklere traş, kadınlara kısaltma vardır."(Ebû Dâvûd,Nesâî,Tirmizî) buyurmuştur.

Bir başka hadis de şöyledir:

"Rasulullah (s.a.v.), kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lanet etti."(Buhari,)

Yukarıda belirtilen ölçülere uymak şartıyla, bayanların bayanlara kuaförlük yapmalarında bir engel bulunmamaktadır.

SORU : Başkasının spermiyle hamile kalmak caiz mi?

SORU : Başkasının spermiyle hamile kalmak caiz mi?

Cevap :Kadın ancak kendi kocasının spermini alabilir. Kendi kocası dışında birisinin spermiyle hamile kalması caiz değildir.

Sperm bankasına konan sperm, erkeğin ileride kendi nikahlı eşinin rahmine, tüp bebek yöntemiyle yerleştirilip gebe kalmasını sağlamak amacıyla verilecekse, bu uygulama zaruret durumlarında caizdir. Ancak böyle yapılmayıp, bankada toplanan spermler, daha sonra talepte bulunacak olan diğer kadınlara verilecekse caiz değildir. Çünkü bu işlem, zinanın yasaklanış gerekçelerinden birisi olan çocuğun nesebinin sahih olmaması, nesep karışıklığı sonucunu doğuracaktır. Onun için sperm verenin de talip olup alanın da ortak sorumluluğu vardır. Aralarında nikah bağı olmadığı için yaptıkları iş günahtır.

Kısaca sperm bankasına sperm vermek, sperm almak -nikahlı eşler arasındaki alışveriş hariç- haram olmanın yanısıra, sosyal bir felakettir. Çünkü bütün ilahi dinlerin ortak beş hedefinden birisi neslin korunmasıdır. Zinanın haram kılınmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Bu uygulama nesillerin dejenere olmasına, nesebi belli olmayan çocukların dünyaya gelmesine, sperm yoluyla stratejik amaçlı olarak bir çok hastalıkların aktarılabilme olasılığına vb. bir çok sosyal problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vereceği için caiz değildir.

Ancak çeşitli tıbbî nedenlerden dolayı kişinin kendi spermi alınıp dondurularak daha sonra kendi nikahlı eşine verilirse bu uygulama caiz olur.

SORU : Kalıcı dövme yaptırmak caiz mi?

SORU : Kalıcı dövme yaptırmak caiz midir..?

CEVAP :Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (asm) şöyle buyurdular:

"İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lânet etsin!" (Buhârî, Müslim)

Hadis-i Şerif’ten açıkça anlaşıldığı üzere dövme yaptırmak kesinlikle haramdır.Çünkü dövme vücuttaki tabîiliği bozar Dövme,vücudun belli yerlerine mesela elin sırtına, bileğe, pazuya, yüz veya dudağa kalıcı şekilde işlenen nakışlara denir. Deriye iğne veya çuvaldız gibi sivri bir şey kan akıtacak kadar batırılır. Deri altındaki boşluğa mürekkep kına vs. basılır. Deri altında bunlar kuruyunca bir daha çıkmayacak renkli lekeler bırakır.

Âlimler, dövme yapılan yerin necis olduğuna hükmederler.Bu sebeple dövme gusle manidir. Çünkü orada akan kan hapsolmuş ve kurumuştur. Yaralama pahasına da olsa temizlenmesi vâcibtir. Fakat temizlenmesi uzva zarar verecekse olduğu şekilde kalması caizdir. Günahından kurtulmak için tevbe edilir.

(Kaynak: Kütüb-i Sitte)

Soru : Müminler Neden Pek çok Sıkıntıya Maruz Kalmaktadır..?

Soru : Müminler Neden Pek çok Sıkıntıya Maruz Kalmaktadır..?

Cevap :Dünyada, dertsiz, sıkıntısız insan yoktur. Dünya, mümin için huzur yeri değildir. Azap yeri de değildir. Esas huzur ve azap yeri, ahirettir. Dünya, ahiretin tarlasıdır. Yani dünya kazanç yeridir. Dünyada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Her nimet, bir külfet karşılığıdır. Külfet de sıkıntısız olmaz.

Mümin, diğer insanlara göre daha çok sıkıntı çeker. Çünkü müslüman, komşularının ve diğer insanların eziyetlerine katlanır. Bunlar da birer sıkıntıdır. Helal kazanmak ve ebedi yurduna azık hazırlamak için yorulur. Bunlar da birer sıkıntıdır. Müslüman için asıl huzur Cennettedir. Çünkü dünya, mümin için sıkıntı yeridir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Dünya müminin zindanı ve kıtlık yıllarıdır.Dünyadan ayrılınca zindandan ve kıtlıktan kurtulmuş olur.) [Hakim]

Dünyada, müminden bela, sıkıntı eksik olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Mümin, kertenkele deliğine girse de, ona eza edecek biri musallat olur.)[Beyheki]

Sıkıntılar, musibetler, günahlara kefaret olur.Sıkıntı istememeli; fakat sıkıntılardan da şikayet etmemelidir!Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Belayı nimet, rahatı musibet saymayan, kâmil mümin değildir.) [Taberani]

Soru : Namazda Neden İki Kere Secde Ederiz...?

Soru : Namazda Neden İki Kere Secde Ederiz...?

Cevap :Allah Rasulu (s.a.v.):"Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız siz de o şekilde kılın" buyurmuştur.(Buharî, Ahmed b.Hanbel,Musned) Bu Hadisi Şerif dahi bizler için kafidir.

“Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni âlemlerdeki kadınlara üstün eyledi.Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan, huzurunda eğilenlerle beraber sen de eğil."(Al-i İmran,42-43)

Namazdaki ruku ve secdenin anlamları hakkında çeşitli yorumlar yapılabilmektedir. Bu yorumlardan bir kaçı...!

Rukuda deve, keçi, koyun gibi hayvanların ve sürekli rukuda duran meleklerin ibadetlerini temsil ediyoruz.

Secde de sürüngenlerin, otların ve sürekli secde de duran meleklerin ibadetlerini temsil ediyoruz.

Secdeyi iki kere yapmanın hikmetini hususunda bazı alimler de şöyle açıklamışlardır:

"Şeytan bir kere dahi secde etmekten içtinab etmiştir. Biz ise iki kere secde ediyoruz ki hem Allaha şükrümüzü eda edelim hem de secdenın yüzünü yere sürtelim."

SORU : Masturbasyon,Kendi Kendini Elle Tatmin etmek Caiz Midir.?

SORU : Masturbasyon,Kendi Kendini Elle Tatmin etmek Caiz Midir.?

CEVAP : Müstehcen neşriyatın çevremizi sardığı, açık saçıklığın salgın hastalık gibi cemiyete musallat olduğu bir devirde yaşıyoruz. Bu hastalık az çok herkesi tesiri altına almaktadır. Bilhassa gençliği kemirmekte, içten içe cevherini ve manevî duygularını yaralamaktadır.

His ve heveslerine mağlûp düşen bazı kimselerde harama nazarın tahrikiyle vücuttan yapılan israf, umumiyetle ihtilâmla olur. «İstimna, mastürbasyon" bu hususta en sık başvurulan tatmin yoludur: Her şeyden önce, anormal bir hareket olan bu iş, iradesi zayıf kimselerde görülen bir alışkanlıktır.

Evlenme çağına gelip de imkân bulamayan böyle kimselere Rabbimiz iffetli olmalarını tavsiye etmektedir:

"Evlenmeye imkân bulamayanlar, Allah kendilerini fazl u kereminden zengin kılıncaya kadar zinaya karşı iffetlerini korumaya çalışsınlar." (Nur Süresi,33)

Nefis ve heveslerinin tazyiki altında bulunan gençlere Peygamberimizin (asm) gösterdiği yol en güzelidir. Bu yolla genç, hem ibadet yapmış olur, hem de kendisine hâkim olma çaresini bulur.

İbni Mesud'un rivayet ettiği hadisi şerifte Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmaktadır:

"Ey gençler topluluğu, sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan son derece önleyici, iffeti de en iyi koruyucudur. Evlenme masrafına gücü yetmeyen kimse de oruç tutsun. Çünkü oruç kuvvetli bir şehvet kırıcıdır." (İbni Mâce)

Başta oruç olmak üzere, İslâmî ve imanı meselelerle meşguliyet ve insanı günahtan koruyan bir çevrede bulunmak, kişinin iffetini muhafaza eden, onun harama gitmesine engel olan en güzel çarelerdir.

Elle tatmin, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir; haram sayılmaktadır. Şafiî, Mâliki âlimleri ve İmam-ı Nesefî, istimnanın haram olduğuna hükmetmişlerdir.Eğer caiz olsaydı, Hz. Peygamber (asm) tarafından bir yol gösterilirdi, demektedirler.

İmam Ahmed bin Hanbel ve îbni Hazm'a göre ise

"Meni, vücudun, dışarı atmaya muhtaç olduğu bir şeydir, onu eliyle atan kan aldıran gibidir ve caizdir."

Hanbelî âlimleri bu caiz oluş şeklini iki şarta bağlamışlardır: Kişinin zinaya düşme tehlikesi, evlenmeye gücünün ve imkânının bulunmayışı.

Hanefî mezhebinin görüşlerini nakleden İbni Âbidin, bu hususta bazı âlimlerin görüşlerine yer vermektedir. Kişinin şehveti baskın gelir, kalbini meşgul edecek derecede fazla olur, bekâr bulunur veya evli olup da bir özürden dolayı hanımına yaklaşamazsa, şehvetini teskin etmek isteyen kimse için Fakih Ebulleys, «Böylesine bir vebal olmayacağını umarım.» demektedir. Ama sırf şehvetini celbetmek, kendisini zorla tahrik etmek için yaparsa günahkâr olur.(İbni Âbidin)

Yine Hanefî âlimlerinden Şürünbilâli,"Bekâr kimse harama gireceğinden korktuğu zaman şehvetini teskin için istimna caizdir. Bu işinden dolayı ne sevap, ne de günah kazanır. Fakat sırf lezzet almak için yaparsa günahkâr olur" görüşündedir.
(Meraku'l-Felâh)

İstimnayı alışkanlık haline getirmek makul bir insana yakışmayan çirkin bir iş olur. Zaten fazla (sû-i istimalat) kişide zekâ ve hafıza kaybına sebep olmaktadır.

Böyle anormal durumlara düşmemek için sık sık imanî eserleri mütalâa etmek, aklı ve kalbi devamlı İslâmî hizmetlerde çalıştırmak, ulvî şeyleri düşünmek, lezzetleri kıran ve acılaştıran ölümü çok sık hatırlamak, harama nazardan sakınmak ve müstehcen yayınlara iltifat etmemek lâzımdır.

Soru : Barda çalışmak caiz mi?

Soru : Barda çalışmak caiz mi?

Cevap :İslam dini faiz, kumar ve fuhuş müesseselerinde çalışmayı yasakladığı gibi şarap, içki işiyle meşgul yerlerde çalışmayı da yasaklamıştır. Bu itibarla günaha girmek istemeyen kimse mutlaka böyle bir müessesede çalışmaktan sakınmalıdır. İçki içmek haram olduğu gibi, onu satıp ticaretini yapmak da haramdır.
Bu hususta ihtilaf yoktur.

Hz. Enes’ten şöyle rivayet edilmiştir:

“Allah’ın Rasulü, içki sebebiyle on kişiyi lanetlemiştir:Onu yapan, yaptıran, içen, taşıyan, kendisi için taşıtan, sakilik yapan, satan, parasını yiyen, satan ve kendisi için satın alınan kimseler.” (Tirmizi)

Soru : Öğle namazının sünneti terk edilebilir mi?

Soru : Öğle namazının sünneti terk edilebilir mi?

Cevap : Öğle namazının sünnetleri sünnet-i müekkededir
Sünnet-i müekkede:Hz.Peygamber'in (asm) devamlı olarak işleyip nadiren terkettiği;farz ve vacib olmayan amellerine denir.Fukahâ'dan bazıları ise sünnet-i müekkede'yi Hz. Peygamber'in(asm) terketmeksizin yaptığı ameller olarak anlamışlardır.(İbn Nüceym, el-Bahru'r-Raik)

Sünnet-i müekkedeleri yerine getirme dini hayatı kemale erdirmeyi ifade eder.
(Seyyid Şerif el-Cürcânî)
Bu sebeple sünneti müekkedeleri terketmek dinle alay kabul edilmiştir.
Hz. Peygamber (asm) "sünnetimi terkeden şefaatime nail olamaz" buyurmuştur. Buna göre sünnet-i müekkedeleri terketmek harama yakındır ve Hz. Peygamberin şefaatinden mahrum kalma neticesini doğurur.

Ancak buradaki terkten maksat özürsüz olarak sünnet olan fiili işlememekte ısrar etmektir. Sünnet-i müekkedeleri yerine getiren kişi ise sevap kazanır.(Cürcânî)

Meselâ sabah namazının farzından önce iki rekat, öğle namazının farzından önce dört rekat, sonra iki rekat, akşam namazının farzından sonraki iki rekat ile yatsı namazının farzından sonra kılınan iki rekatlık namazlar sünnet-i müekkede'ye örnektir
(el-Mevsılî,el-İhtiyâr,Alaüddin el-Haskefî,ed-Dürrül-Müntekâ)

Anlaşılacağı üzere öğle namazının sünnetlerini terketmemek gerekir.

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?: