İnsanın, nefsini keşfetmesi

Nefis, insanın aşılanmamış şekli. Bu bakımdan her insan nefs-i emmare ile yani kötülüğü emreden bir yapı ile dünyaya gelir, meyve vermez, bir şeyler verirse onlar da zehir, diken, püskül vesairedir.
Eğer din gönderilmeseydi insandan daha korkunç canavar olamazdı, zaten dinden uzaklaşanlar da felaketimiz olmuştur, mahkeme dosyaları buna şahit!

İnsan din ile aşılanırsa, meyve vermeyen dallar kesilecek, ibadet filizi yuvasına yerleştirilecek. Aşı tutarsa insan nefs-i levvameye geçer, işlediği günahlar sebebiyle kendini kınamaya başlar.

_ Neden öyle söyledim?

_ Neden bu hareketi yaptım?

_ Neden dinimi bilmiyorum?

Bu nedenler ona insanlığını hatırlatır; çünkü insandan başka hiçbir mahlukta pişmanlık duygusu yoktur; pişmanlıktan haberdar olmayan, insanlıktan da haberdar değildir.

Nefs-i levvame, şuurlu Müslümanlık'a atılan ilk adım olduğundan çok önemlidir.

"Suç bende!" diyecek insanlara, su gibi, hava gibi ihtiyacımız var.

Ehl-i tarik; emmare, levvame, mülheme, mutmaine, raziye, mardiye diye nefsi yedi kademede ele almışsa da insan, levvame basamağından İslâm sarayına girer, mutmaine makamında velayet koltuğuna oturur, kimisi oturduğu yeri bilir, kimisi de bilmez. Bunların halleri makamlarını ilan eder amma, çoğu zahiren virane gibidir. Onları tanımak için göz yetmez, basiret de lazım.

Nefs-i mutmaine'de mü'min, Allah'ın sıfatlarından, hakimiyetinden, icraatından, Nebi'sinden, dininden emindir, tereddüdü olmaz. Kâinat nizamı içinde dinî nizamı bilir, bunlara hayatını uydurmaya çalışır.

Allah'a itaate, sünnet-i seniyyeye doymayan bir hali vardır, bu sebeple riyazatı tercih eder.

Mânen beslenmeyenin riyazatı ve uzleti, tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Nefs-i raziye'de istekler iyice azalır. İnsanlardan bir şey istemezken, ümidi, emeli tükenir. Allah'tan da bir şeyler istemez, sadece ve sadece Allah'ın rızasına talip olur. Bu makamdaki insanı başkaları anlayamaz. "Ne garip kimse" derler, onu hayatını taklit edilmez zannedip, istisnai insan sınıfına katarlar. Günümüzde bunlara pasif diyenler de çıkar. Güneş, toprak, çekirdek çok pasif görünür; fakat aktiflerin bütünü onların sebebiyledir.

Nefsin kademeleri, bir tarikata has bir şey değildir. Her ehl-i tarik bu kademelerde ilerlerken, her mü'min de aynı yolu takip edebilir.

Kendisiyle değil, başka şeylerle meşgul olanlar, insanı da insaniyeti de keşfedemez, dünya ve ahireti tehlikeye düşürebilir. İnsan kendini keşfetmeli ki şuurlu Müslüman olsun. Bilindiği gibi nefs-i levvameye ayak atan, şuurlu Müslüman sınıfına girebilir. Bu makamda insan, hatalarını, noksanlarını görür, pişmanlık duyar, kendi kendini kınar, ayıplar.

İnsanın kendisiyle meşgul olması çok önemli. İslâmî ilimler elde edilecek, bunları bir mihenk gibi kullanıp, insan kendi kendini tartacak, ölçecek... Terazi kendini tartmaz amma insan bunu yapabilir. Göz kendini görmez, basiret görür, insan kendini hesaba çekebilir. Gerçi günahı görecek mikroskoplar icat edilmedi; amma nefs-i emmareye gelen bunları başarabilir.

HEKİMOĞLU İSMAİL
31 Mart 2007/ZAMAN

geri dönüşü olmayan yol

Ey nefs azgınlığında fazlasıyla sınırı aşanlardan oldun isteklerinde haddi bilmez oldun rahatında önünü görmez oldun
kullukta kör oldun yaratıcıya isyan ettin şeytanları yanına yardımcı aldın artık kılıçlar çekildi kınına girmemecesine miğfer giyildi zırh bürünüldü geri dönüşü olmayan yola girildi
Ey nefs ya sen kazanacaksın nifak küfür galib gelecek ya da
Ey akıl irade sen kazanacaksın takva iman galib gelecek
Zorlu meşakkatli yollar olacak önümüzde sıkıntılar olacak dertli belki de belalı günler olacak ama unutma nefs yanımda YÜCE YARATICI var beni o seviyor çünkü sen düşman ilan edildin.
Yüce Mevla mız nefse karşı girişilen bu mücadelede takva ve iman ordularınla bize yardımcı ol en büyük düşmanını alt etmede bize zaman ve fırsat nasib ediver bizlere sabır ver Allah ım.Nefsine cihad ilan eden kullarının da yardımcısı oluver Allah ım.

Basiretle bakarsanız elbette onları yüzlerinden tanırsınız

Teşekkür ederim. Yazı Levent Bey'indi, ben sadece aktardım...

1- Riyakar biriyle evlenmek ister misiniz? Caka sahiblerini, çalım satanları samimi gönüller hisseder ve nefret eder. Madem hayatı çepeçevre tanıyan, kendini ve Rabbini bilen kamil ruhlarla evlenince saadet olur, ve madem bunlar bize her koşulda ebedi saadete kadar eşlik eder, öyleyse kaşı ve gözünün davasına düşmüş insanlarla ne işimiz olur? Böyle düşük ruhlu, cüce himmetli insanların beğenilerine göre niye kendimizi tanzim edelim? 0 beden uğruna 0 zeka ile cehennem koşusuna niye eşlik edelim? Sahi biz hangi yolun yolcusuyuz?

2- Gerçekten aslolan ruh beraberliği ve denkliktir. Bilirsiniz; temiz yüzlü, halim selim edalı kadınlar vardır. Sadedirler, simalarında apaçık bir huzur vardır ki çok nadir görürüm bunları. İşte evlenilecek mümineler onlardır, huzur onlardadır, onlarladır. Saadet istiyorsak, onları isteyelim, onlarla beraber olalım. Vücüdunu teşhir eden, oynak bir karı bir elbette çirkin, zelil ve pespayedir. Allah'ın ve kulların indinde reddedilmiştir, bunlara ancak alçak ve deyyus adamlar müşteri olurlar, tencere yuvarlanır kapağını bulur. Bu zavallıları davet ehli olarak görüp uzaktan ıslahına çalışalım, dua edelim.

Basiretle bakarsanız elbette onları yüzlerinden tanırsınız:

http://cevaplar.org/albumresim.php?album_id=44&album_adi=RAMAZANOĞLU%20MAHMUD%20SAMİ%20EFENDİ&resimid=958

http://cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=album

3- Bazı safdil kadınlar Hz.Yusuf gibi yakışıklı(!), Hz Eyyüb gibi sabırlı(!), Hz. Süleyman gibi zengin(!) koca ararlar:) Sormak gerek, Hz. Yusuf yakışıklı mıydı? Şu bildiğimiz Holivud Film artistlerinin suretinde miydi? Oynak bir pop sanatçısı görünümünde miydi? Tükürük sakalı, jöleli saçları ve yırtık blucini mi vardı? Haşa ve Hayır! Onu görenler "bu ancak bir melektir" demişlerdi. Onun sureti ve siretinde güzellik cem olmuştu. Sadece hüsn-ü mücerretine yakışır bir endamı vardı ve şüphesiz sakallıydı. Güzel siretine yakışır güzel bir suret, hepsi bu. Doğrunun olmadığı yerde güzelin olmadığı bir bedahettir...

Sadık Bey şöyle diyordu:

"Evet... Güzellik gerçekliğin iç boyutudur dedik. Hüsn. Hüsn-ü beyan, hüsn-ü zan, hüsn-ü letafet, hüsn-ü mücerred... Bediüzzaman'ın Muhakemât adlı eserinin Unsuru'l Belâgat bahsinde geçen bu kavram önemli. Nedir hüsn-ü mücerred: Gayr olsun olmasın güzel olan şey... Şartlara bağlı olmayan mutlak, mücerred güzellik. Vücud, hayat ve iman hüsn-ü mücerreddir. Mevsufsuz düşünülen güzellik. Bu Hakikatin iç boyutu. Bunun halkla, ahlakla, ahlakı fazıla ile, ahlakı hamide ile ilgisi var. Ahlakı hasene ile... Hasen-hüsn Güzel ahlak. Hakikatin bir başka boyutu iyilik yani ihsan... Bu da hüsünle ilişkili. Kandinsky buna iç güzel diyor. Ona göre iç güzel güzelin alışılmış şekillerinden vazgeçildiği zaman ve gerekliliğin bizi ona doğru ittiği gerçek güzeldir. Dinsiz olanlar buna çirkinlik derler. İnsan her zamankinden daha çok dış şeylerle ilgileniyor ve içgerekliliği bilmiyor. Materyalist kâbusu yaşayan bir toplumda Kandinsky, Tarkovsky gibi ruhunu primitiflerin ruhundan ayıran bir şüphe ve bezgin acılar yaşamış sanatçıların Gerçekliğe ulaşabilmiş olmaları şaşırtıcıdır. Evet hüsn-ü mücerred kâinatı kuşatmıştır. Güzellik, kemal ve adalet. Peki çirkinliklere, şerlere nasıl bakacağız: Bu önemli soruya Bediüzzaman'ın Risalelerde verdiği cevaplar Gerçekliğin iç niteliği olarak Güzelliğin fıtratta asıl olduğu yönündedir. O'nun açıklamalarındaki estetik boyut yani Kur'an'ın estetik bir bakış açısıyla yorumlanması bize modern dönemde kutsal sanatın yeniden üretilmesi bakımından bir zemin sağlayabiliyor."

http://www.koprudergisi.com/index.as...azi&YaziNo=284

4- İnsan en lezin yemeklerden bile bıkar. Hatta bunların sürekli olması sıkıntı ve baygınlıkta verir, her gün bal börek yiyemezsiniz. Bilirizki herşey zıttıyla kaimdir. Hararetin şiddeti nisbette su ferahlık verir. Zeval-i lezzet elemdir; sönmeyecek, bitmeyecek, tükenmeyecek hakiki lezzeti dünyada istemek budalalıktır. Ebedi cenneti fani dünyada istemek ahmaklıktır. Belasız, imtihansız, dertsiz tek insan yoktur, mümin hiç yoktur! Şıkır şıkır, fıkır fıkır, takımlı, setli, döşemeli, ödemeli, süslü püslü, konforlu, afilli, beşi bir yerdeli, sonunda yerle yeksan olacak bir hayat sürmek, gözünü ebedlere dikmiş müminlere yakışmaz. Belaların en büyüğünün en büyük zatlara isabet ettiğini bilmiyor muyuz? Ve madem şehit olarak ölmek isteriz, niçin rahat döşeklerde güzel ölüm ararız? Hiç tavanda deve aranır mı??

Zikretmekte riya olmasın, çokta mühim olmayan bir uzvumda doğuştan bir sorun var. Bunun niye böyle olduğunu biliyorum ve şükrediyorum; dağ gibi günahlarıma belki kefaret olur diye. İnşallah...

"Saadetin esaslarından nikah ise: Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.

Evet, bir işte mütehayyir kalan veya birşeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun, ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü paylaşsın. Kalblerin en latifi, en şefiki, "kısm-ı sani" ile tabir edilen kadın kalbidir. Fakat kadın ile ruhi imtizacı (geçimi) ikmal eden, kalbi ünsiyet ve ülfeti itmam eden, suri ve zahiri olan arkadaşlığı samimileştiren, kadının iffetiyle, ahlak-ı seyyieden temiz ve pak bulunması ve çirkin arızalardan hali olmasıdır."

Bediüzzaman.
İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 196

Güzelliğe, zenginliğe, ihsana meftun zalim nefsimiz!

Levent Özrenk'in, nefse ve insanlık hallerine dair çok haklı tesbitleri var. "Ah ahh!" çekip aktarıyorum:

Başlığından da belli olduğu gibi, bu yazı kafama göre bir yazı. Ama sizin de kafanıza göre bir yazı olabilir. Bir de şöyle düşünelim: Benim kafama göre olduğuna göre, bu başka kafalara göre de olduğunu iddia ediyorum da demektir. Aksini söyleyemem. Bunu düşünüyorum çünkü... Davul çalmaya gerek yok biliyorum ama yazmaya başlıyorum haberiniz olsun!..

Notre damın kamburunu biliriz. Fakat onu resmetmek istemiyorum. Daha başka bir tip düşünelim. Kambur, çok çirkin, burun delikleri açık, göbeği fırlamış, konuşması sakat, ağzı maymun ağzı gibi, gözleri alacalı, saçları saç mı yün mü belli değil, duruşu sakat, kemikleri estetik olmayan bir kalınlıkta... İşte böyle bir dış görünüş... Ama bu tipte zeka, zarafet, duygusallık, incelik, insan severlik, merhamet, yüce fikirlilik, cömertlik, sevdiği zaman ölümüne seven, sadık, hep bir karakterde bir ruhu var. Bu insanla hiçbir kadın evlenemez. İnsani sınırları bu kadar zorlamayın diyorsunuz bana. İyi ama insani sınırları da, şeytani sınırları da zorlamıyorum. Erkekler, elbette ki kadınlar da ne kadar cömertliği, erdemliliği, insan severliliği, merhametliliği, ince fikirliliği, yüceliği ve zekayı severlerse sevsinler, evlilikte bunları aradıklarını söyleseler bile şekilden ve gözden vazgeçemezler. Aşk, aşk diye bağıran insanlarda dış görünüşe önem verirler. Ruha ve içe bakanları bile… Dış görünüşünü beğenmedikleri insanı sevmezler. Sevseler bile bu bir zaman sonra biter. Evlenseler de mutlu olamazlar, boşanırlar. Aklıma bu size çizdiğim çirkin adam tipim gelince insanlardan soğurum. İnsanların maddiliği, gözü aşamayan yapısı, nefsiliği aklıma gelir. Gönlüme insanlardan Allah’ a kaçmak gelir…

Cüzzama yakalanmış bir insan olduğumu düşünün. Tamam cüzzamdan vazgeçtim, cüzzam olmasın… Fakat bana yaklaşan bir insana bulaşan ve onu yatağa bağlayacak tehlikeli bir hastalığa yakalandığımı düşünün. Yanıma kimse gelir mi? Gelmez, elbette ki gelmez. Ancak cep telefonuyla hatırımı soranlar olacaktır… Belki ağır konuştuğumu düşünüyorsunuz. Artık ağır mı, hafif mi bilemem…

Peki bir işte çalışmasam, cebimde param olmasa, yakınlarım ve dostlarımdan uzun bir müddet para istesem canları sıkılır değil mi?!. Hiçbir zaman bir liram dahi olmasa ve onlardan para istemek mecburiyetinde kalsam o zaman yandım demektir. Çünkü sürekli olarak onlara muhtaç yaşamamdan rahatsız olurlar. Sürekli bana para verseler bile, eninde sonunda kötü bir laf olmasa bile, beni kırıcı ve üzücü bir hali sergilerler değil mi?!. O halde Allah kimseye muhtaç etmesin diyelim… İşte buradan da insanlar gönlümü Allah’ a kaçırtıyor…

Çok çirkin veya cüce bir insan olsaydım insanlar benimle arkadaş olur muydu? Size soruyorum!..

Ama ben cevaplayabilirim: Bekle olurdu… Bir cüceyi alıp kimse yanında dolaştıramaz. Havası bozulur. İnsanların, bir cüceyi görünce güldüklerine ve küçümsediklerine çok kereler şahit olmuşumdur. Cüce, siz insanlara göre basittir değil mi?!. Çok çirkin olduğumda da insanların göz zevki bozulacaktır, ve dolayısıyla yakınlarımın da bir göz zevki vardır. Çok çirkinliğime tahammül edecek ve bana yaklaşacak insan ancak kendi göz zevkini acıtarak yaklaşabilir… Bu dediğimi sanırım anladınız…

Annem, babam ve kardeşlerim, beni çocukları ve kardeşleri olmasam böyle sevmezlerdi. Yabancı bir insan olsaydım sevilmezdim ve beni düşünmezlerdi. Bu sevgiyi onlara verenin Allah’ın olduğunu biliyorum. Fakat onların kanından olmasaydım sevilmeyecektim. Yine insan bu düşünceden Allah’a yakınlaşıyor…

Hepimizin, yani biz insanların yapayalnız olduğumuz bir gerçek vardır. Düşünürler ve sanatçılar bunu dile getirmişlerdir. Şimdi şunu düşünüyorum: İnsanlarla, yakınlarımızla bir türlü kaynaşamayan, derdimizin hepsini paylaşamadığımız, hasretimizin bitmediği bir yer, yalnız olduğumuz bir alem vardır. Çünkü buraya kimse kolay kolay giremez…

Peki, diyelim ünlü bir yazar olsam, bütün insanlar beni tanısa ne olur?.. İnsanlar beni her gün hatırlamazlar. Bazen hatırlasalar bile sonra unuturlar. Hıristiyanlığını ve temsil ettiği fikirleri değilde, yazarlık kalitesi açısından beğendiğim Dostoyevski’ yi bile her gün düşünmem ve aklıma gelmez. Bir ay içinde birçok defa Dostoyevski , eserleri, fikirleri ve karakterleri aklıma gelir. Ama kalkıp Dostoyevski’ ye can verecek halim olmadığı gibi, her zaman onu hatırlayacak ne halim, ne zihnim ve ne de meşguliyetlerim buna izin verir…

Konuştuğum insanların ve yakınlarımın da bana acı gelen tarafları var. İç içe giremeyen, ortak olmayan taraflarımız, beni anlayamayacak yapıları var… Sanırım bu kadar yeter… Gerçek şu ki, birçok şey bizi Allah’ a kaçırtıyor. Ve irademizin Allah’ı ne kadar istemesine nisbetle O’na yaklaştırıyor…

Hayırlı günler efendim…

Çirkin Arap...

Evet, öyle derlermiş Haşim' e. Çok çirkin olduğu için geceleri çıkarmış dışarıya; akşamların şairi Ahmet Haşim. Karanlıkların çirkinliğini örttüğüne inanırmış. Yoksa o böyle yaparak çirkin insanların mı üstünü örtüyordu dersiniz... Esas olan çirkinlikle mi Allah’ a yaklaşmak yoksa Allah’a yaklaşarak güzelleşmek mi?

Bu arada güzellikten bahsetmişken sevgili Natural in çok eskiden gönderdiği bir hikaye geldi aklıma; http://www.zehirliok.com/node/2068; linkten okuyabilirsiniz.

Hepimiz aciz yaratıklarız. Geçen günlerde evimizin arka tarafında 4 küçük yavru ve yavrularının rızkı peşinde koşan bir anne kedi vardı. Allah o kadar büyük ki kainatın kalbi olarak yaratılmış insanı o kedilerin hizmetkarı yapıveriyor bir çırpıda. Yeter ki kalbiniz paslanmış olmasın. Yine seyrettiğim bir belgeselde kutup bölgesinde anne ayı balığı yavrusunu beslemek için denize açılıyor ve günlerce avdan dönmüyor. Bu arada küçük yavru açlık ve çaresizlik içinde sabırla annesini bekliyor. Ama etrafında anneleri tarafından beslenen diğer ayı balıkları onun açlığını daha da arttırıyor. Bir ara hemen yanı başındaki annenin memesinden süt emmek istiyor ama büyük bir tepkiyle karşılaşıyor. O kalabalık ve benzerliğin arasında annesini çağırıyor çığlık çığlığa. Rabbim o mahlukata da öyle bir nimet vermiş ki her birinin kendine has bir sesi varmış Ve en sonunda bu ses tonuyla anne ve küçük yavru birbirine kavuşuyor. O kavuşma anı hangi insanın kalbindeki karanlığı aydınlatmaz, mutlaka görmenizi isterdim? Ve insan oğlu bu acizliği ile Rabbine yöneldiğinde hangi çığlığına ses bulmaz?

Kimse kimseyi sırtında taşımaktan hoşlanmaz. Bu noktada da hatırıma beşinci söz geliyor, beni en çok etkileyen kısımlardan biri : “Evet, en parlak bir mucize-i san’at-ı Samedâniye ve bir harika-i hikmet-i Rabbâniye olan hayatı kim vermiş, yapmış ise, rızıkla o hayatı besleyen ve idâme eden de Odur, Ondan başkası olmaz. Delil mi istersin? En zayıf, en aptal hayvan, en iyi beslenir (meyve kurtları ve balıklar gibi).
Hem en âciz, en nazik mahlûk, en iyi rızkı o yer (çocuklar ve yavrular gibi). Evet, vasıta-i rızk-ı helâl iktidar ve ihtiyar ile olmadığını, belki acz ve zaaf ile olduğunu anlamak için, balıklarla tilkileri, yavrularla canavarları, ağaçlarla hayvanları muvazene etmek kâfidir.
"

Yalnız olduğumuz ve kimseyle paylaşamadığımız o aleme gelince; o alem Cennet ve Cemalullah’ tır inşallah:’’(( Son nefese kadar ümit etmekten başka çare yok. Ümitsizliğin yaşama sevincinizi çalmasına izin vermek de çelişki olur. Ümit var ise ümitvar olmak gerek. Zira Allah (cc) iki korkuyu bir arada vermiyeceğini va’d etmektedir. İki emniyetin bir arada verilmediği ve verilmiyeceği gibi.

Sözlerimi yine Ahmet Haşim’in bir şiiriyle bitirmek istiyorum:

MERDİVEN
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...
Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mI yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...

------------------------------------------------------------
"Mevla bizi affede bayram o bayram olur, cürm-ü günahlar gide bayram o bayram olur."

Alvarlı Efe Hazretleri

Kabrin bedene verdiği değer...

Aklıma bu örnek gelince acı acı güldüm.

insan bedeninin değerini anlamak istiyorsanız kabrin bedene olan muamelesine bakınız.Tüm bedenler tarla farelerine,böceklere yem olacak.Eğer beden ruh kadar önemli olsaydı, kabirde toprağa yedirilmezdi.Ruh en yükselere uçarken üzerinde titrediğimiz ceset nasılda toprakda kalıp çürüyor.Neden?

KİTABIN KAPLIĞI, DEĞİL KİTABIN İÇİNDEKİ BİLGİLER ÖNEMLİDİR.

SÖZÜN LAFZI, DEĞİL MANA ÖNEMLİDİR.

İNSANIN CESEDİ ÖNEMLİ DEĞİL RUH ÖNEMLİDİR.GÖREN RUHTUR,İŞİTEN RUHTUR.

GÖZ,RUHUN DIŞARIYA AÇILAN PENCERESİDİR.RUHU CESETTEN ÇIKARIN GERİYE BİR ÇUVAL HÜCRE YIĞINI KALIR.CESEDİ BU KADAR ABARTMAYIN.BİR KILIFTIR YAHU....

BENDE TİPTEN FAZLA NASİPDAR EDİLMEMİŞ, BİR İNSANIM.BOYUM KISA KAFAM TATLI SEYREK...HAHAHAHAHA.AMA ALLAH'A SONSUZ ŞÜKÜR, SAĞLIK, SIHHAT VE AFİYET İÇİNDEYİM.HEM TİPLİ TİPSİZ DEĞİLİM,TİPSİZ TİPLİYİM.AKLIMI SEVEYİM:-)

YASLAN GERİYE,BAK İLERİYE,
MESELE TİPSE,ÇOKCA GÜLÜMSE.HAHAHAHAHAH.

HAYDİ KENDİNİZE BİR İYİLİK YAPINDA YAŞAMA YENİDEN MERHABA DEYİN.TİPİNİZİ KENDİNİZE DERT ETMEYİN.ÇÜNKÜ BÖCEKLERE YEM OLACAK.ALLAH HEPİMİZE FISTIK GİBİ BİR TİP YENİDEN VERECEK ZATEN.ÖYLEYSE NE GAM.

ARŞA YÜKSELECEK RUHA YATIRIM YAPMAK VARKEN,
KABİRDE BÖCEKLERE GÜBRE OLACAK CESEDE KAFAYI TAKMAK, ELMASLARI, CAM PARÇALARIYLA DEĞİŞEN SAF ÇOCUĞUN DURUŞUDUR.

DİLEYEN DİLEDİĞİNİ SEÇSİN....

---------------------------------

"ZALİME YARDIM ETMEYİN,YOKSA ATEŞ SİZEDE DOKUNUR."KK.

"MUİNİ ZALİMİN DÜNYADA ERBABI DENAETTİR,
KÖPEKTİR ZEVK ALAN SEYYADI Bİ-İNSAFA HİZMETTEN."

Re: Kabrin bedene verdiği değer...

((BENDE TİPTEN FAZLA NASİPDAR EDİLMEMİŞ, BİR İNSANIM.BOYUM KISA KAFAM TATLI SEYREK...HAHAHAHAHA.AMA ALLAH'A SONSUZ ŞÜKÜR, SAĞLIK, SIHHAT VE AFİYET İÇİNDEYİM.HEM TİPLİ TİPSİZ DEĞİLİM,TİPSİZ TİPLİYİM.AKLIMI SEVEYİM:-)

YASLAN GERİYE,BAK İLERİYE,
MESELE TİPSE,ÇOKCA GÜLÜMSE.HAHAHAHAHAH.))

hey Allah'ım ya....,yalnız savaşçı rumuzlu üye yine yazmış yazacağını

İNSAN DUYGULARIYLA İLGİLİ OLARAK....

1-Evlilikte hem fiziken hem ruhen içine sinen insanla evlenmek gerektir. Hoşlanmadığımız yemekleri yediğimizde nasıl kusarsak, boşanmada ruhsal bir kusmadır işte. Güzel ahlak uğruna, hoşumuza gitmeyen bir fiziğe katlanmak zorunda değiliz.Burada belirleyici olan denkliktir.Herkes dengi dengine…

Eğer sadece fiziki güzellik, evliliğin TUTKALI olsaydı, insanlar manken gibi hatunlarını boşamazlardı.Evliliği yöneten sistemler bir bütündür.Bir bütün olarak bakmak gerekir. insanları kıskandıracak kadar fiziksel güzelliğe sahip olanların pekala kişilikleri bozuk olabilir. Evlilikleri çok kötü olabilir. Hiçde güzel bir fiziğe sahip olamayan insanlar uyumu yakalayıp mutluluk ve huzuru tadarken, fiziki cazibesinden yanına varılmayan insanlar, pekala huzuru ve mutluluğu yakalayamamış olabilirler.Böyle yüzlerce örneği bizzat gözlerimle görmüş birisiyim.Mutlulukda emekle elde edilen bir erdemdir.Güzellerin ve yakışıklıların tekelinde değildir.Oyunu yakışıklılar ve güzeller değil,kuralına göre oynamasına bilenler kazanır.Olay budur.

2-Hiçbir insan fiziği için Allah’a dilekçe vermiş değildir. Simadaki farklılıklar, imtihanın bir hikmeti gereğidir. Sahnede kötü rol yoktur. Kötü oynanan rol vardır. Hayat öyle bir sahne gibidir.Bu sahnede kır bekçisi rolünü güzel oynarken, sultanlar kaybedebilir.Nerede değil,nerede nasıl olduğumuz çok önemlidir.

3-Yeryüzünde çirkin simalı hiçbir insan olmasaydı bile, zeval,firak,ayrılık,nimetlerin son bulması,yaşlılık gibi varoluşsal acılar insanı yine Allah’a sığınmasını sağlardı.Allah nasıl ki, midemize verdiği iştiha duygusunu tatmin için mükemmel yiyecekler yaratmıştır.Duygu midemizin ihtiyacı olan,ebedi gençlik,ebedi aşk,ebedi muhabbet,ebedi sevgi,ebedi hayat gibi duyguların tatmini içinde ahireti yaratmıştır.Burası tadımlıktır.Orası doyumluktur.Burada doymak imkansızdır.Bir insan bu dünyada, dünyanın sultanı olsa,üstüne Merih’in tapusu da ona verilse ölüm zeval ve ayrılık gibi duygular olduğu sürece, insan bu lezzetlerden sınırsız doyum elde edemez.insan lezzet alma cihetinde bir serçe kuşuna yetişemez.Çünkü, aklı vardır.Geçmişin elemleri,geleceğin hüzünleri onun hazır andan aldığı lezzeti alt-üst eder.O yüzden insanın duyguları ve hayatın realiteleri kıyaslandığında, bu hayat insanın zevklerini sınırsız doyuracak düzeyde değildir.Hem insan ölümlüdür.Hemde bu dünya ölümlüdür.

4-Din insanda vicdan tesis eder.Mükemmel bir vicdan oluşturur.Bu vicdan ve bu şefkatle, anne, cüzamlı çocuğuna bakar,spastik özürlü çocuklarına bakar.Bu şefkatle hastabakıcılar en ağır hastalıklara düçar olan insanlara şefkatle bakar.Çünkü bu hissi yerleştiren ALLAHTIR.Ama modern bakım evlerinde vitaminli süt dağıtan robotlar, çocuklar için ağlayamazlar.Robotlar spastik özürlü çocuklar için kaygı duyamazlar.Duygularını robotlaştırmış insanla, robot arasındaki tek fark, kemik ve metal farkıdır.

5- Cüce olan birisi, Allah’a dilekçe vermedi bu fiziği için. Onun sahnedeki rolü odur.Ama ağır bir roldür.Fakat rolün ağırlığına göre ödülüde büyüktür.Güzel bir simada taşımasını bilmeyene ağırdır.Sonuç itibariyle bir fark yoktur.Kimisi sabırla kimisi şükürle imtihan olur.Her farklılık Allahın kudretini yansıtır.5 parmaklı bir el ile 6 parmaklı bir el arasında KUDRETİ YANSITMA AÇISINDAN BİR FARK YOKTUR.Allah Hazreti Yusufu yakışıklı olduğu için peygamber yapmadı.Hikmetin babası olan Lokman hekiminde patlak patlak gözleri vardı.Güzel bir kız tarafından beğenilmemek yaşamı anlamsız kılmaz.Güzel bir kız tarafından beğenilmek yaşamın şifresi değildir.Bu durum,İnsanı acılar içinde kıvrandırmaz.Bu modernitenin herzesidir.Allah insanları malla mülkle imtihan ettiği gibi, korkuyla ve sevgi eksikliğiylede imtihan edebilir.Nitekim sahabe döneminde fiziği yüzünden hiç kız bulamayan bir sahabe vardı.Ama sahabeydi ve iki cihan serveri EFENDİMİZİN övgüsüne mazhar oldu.Şimdi cennetin en güzel hurileriyle YAŞIYOR.Şimdi kazanan kim? Bir çok güzel de cehennemde ütüleniyor:-) Şimdi kaybeden kim? O sahabenin hikayesini okumanızı öneririm.Meşhur şairlerin yazarların ve bilge insanların çoğu fiziksel yönden hiçde çekici değildiler.Ama fikir hayatı onlarla ayaktadır.Onların iç dünyasında yaşadıkları fikirsel zenginliklerin acaba onda birini fizikle başı dönen ALGI CÜCELERİ tadmışlarmıdır hiç?

Helen Keller kördü,onun şu sözü çok meşhurdur: ben bir ağaca sarıldığımda, adeta kalp atışlarını duyacak kadar o ağaca hasretle sarılırım.Yaşamı bu kadar maksimum duygularla hissederek adeta emerek yaşamak kaç insana nasip olmuştur ki? Heyhat ki heyhat...

Allah boy cüceliğinden ziyade, fikir cüceliğinden, erdem cüceliğinden, ahlak cüceliğinden, kişilik cüceliğinden korusun.Çünkü, fiziğimiz için yapacağımız pek bir şey yoktur.Ama davranış ve ahlak zenginliği kişinin çalışmalarıyla mümkündür. Allah bir insandan bir özelliği alırken başka özelliklerle onu desteklemektedir. Mesela bazı insanları görsel açıdan fazla zengin değilken,duygu ve düşünce açısından zirve özelliklerle donatmıştır.Demek ki hayat sadece bir imtihandır.Zaten öbür tarafta şartlar eşitlenecek, insanlar rolünün ağırlığına göre ve imtihanın derecesine göre ödüllendirileceklerdir.

6-Ben yolda giderken mahzun yüzlü bir çocuk gördüğüm zaman içim parçalanıyor. Bu benim evladım değil ama.Onu öpüyorum kokluyorum.Bağrıma basıyorum.Elimden ne geliyorsa yapıyorum.Çünkü o bir insan ve o da Allahın kulu.Demek ki sevmek için illa oğlumuz olması gerekmiyor.Hatta müslümanda olması gerekmiyor.Şefkat öyle bir iksirdir ki, kainatın mayasıdır.Ben bir hristiyan çocuğuna insan olması hasebiyle sevgi ve şefkat gösterebilirim.Sevgimizin ve ilgimizin tek nedeni aidiyetimiz değildir.Bu bakış açısı çok dar bir bakış açısıdır.Bırakın insanı hayvana bile şefkat gösteriyoruz.Çünkü, bu duyguyu içimize yerleştiren Allahtır.

7-İnsanda güzelliğe intizama, gençliğe karşı mükemmel bir iştah verilmiştir.Bu zaten bizim proğramımıza yerleştirilmiştir.Bundan müstağni kalmak kendimizi inkardır.Sorun bu duygulara sahip olmakta değil, bu duyguları burada sınırsız olarak doyurmaya çalışmaktadır.Bu büyük bir yanılgıdır.Şairlerin ve ediplerin eserlerindeki hüzün işte bu doymayan duyguları anlatır.

GENÇLİK GELDİ GEÇTİ BİR GÜNLÜK SÜSTÜ
NEFSİM DOYAMAMAKTAN DÜNYAYA KÜSTÜ.

N.FAZIL.

Evet…bu dünya tadımlık ahiret doyumluktur.

8-Avize-i Kubbede hoş seda bırakan FİKİR ADAMLARININ ortak özelliği, duygu ve düşünce rezervlerinin ne kadar zengin oluşudur. Güzelliği sadece simadaki güzellikle sınırlamak, hüsünle, güzellik arasındaki farkı bilmemekten kaynaklanır.Kurbağanın patlak gözleri de güzeldir.Neden? Çünkü BÜTÜNE KATKI SAĞLAMAKTADIR.Parçada çirkin duran bütünde güzel durabilir.İşte bunu anlayamamak asıl cüceliktir..Allah cümlemizi bu kısırlıktan,bu çirkinlikten, korusun.Ayrıca Tiple kaplanmış, tipsizlik en büyük çirkinliktir.

Allah cümlemize kalıcı güzellikler nasip etsin. Amin.

Tipli ve yakışıklı bir salı değil, erdemli ve anlamlı bir SALI geçirmenizi dilerim:-)

Sevgilerimle.

Nusret KARDELEN

HER ŞEY MAVİSİNİ YİTİRMİŞ BİR HAYATIN YENİDEN İNŞAASI İÇİN

Allah razı olsun...

**Bir çok güzel de cehennemde ütüleniyor:-) **
**Tiple kaplanmış, tipsizlik en büyük çirkinliktir.**

sağolunuz...

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?: