try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
ZehirliOk.COM
Sağlık, Huzur, Mutluluk, Aile Ve Evlilik

MANEVİ HASTALIKLAR

MANEVİ HASTALIKLAR

Nebevî Uyarı

Ümmetini sonsuz sevgi ile bağrına basan, sevgi ve rahmet toplumunu inşa etmek ve güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen Alemlerin Efendisi; Allahın dinine çağıran eşsiz bir davetçi, tarihin en disiplinli halk okulunu kuran ideal bir eğitimci olarak, ümmetinin en seçkin özelliklere sahip olmasını arzu ettiği için, pedagojik ve psikolojik prensipleri titizlikle uyguluyor, bazen doğrudan doğruya, bazen örneklerle, bazen de dualarıyla ümmetini eğitiyordu.

Allah Rasûlü, sadece karşısındaki kişilere değil, onların şahsında kıyamete kadar gelecek bütün nesillere hitap ediyordu. Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.v) coğrafyayı kucaklayarak bütün ülkelere, tarıhı aşarak bütün çağlara hitap ediyordu.

Rahmet Peygamberi Efendimiz (s.a.v)’in her hadis-i şerifi bizim için şaşmaz bir ölçü, eskimez bir prensip ve ciddî bir uyarı niteliğindedir. Her biri birer şefkat iksiri, rahmet damlası ve sevgi sembolü olan hadis-i şerifler derinliğine incelenmeli, en nazik üslûp kullanılarak verilen nebevî mesaj, kelime seçiminden kelimelerin cümle içindeki sıralamasına varıncaya kadar iyi okunmalıdır.

Paygamberimiz’in duaları, sıradan bir dua gibi telakki edilip ciddî bir şekilde üzerinde durulmadan ve incelenmeden sadece okunmak için okunmamalıdır. Zira O’nun dualarının apayrı bir anlamı vardır. O, dualarında sanki sadece kendisi için değil, aynı zamanda bizim için yalvarıyordu, ya da bizim Cenab-ı Hakka ne şekilde yalvarıp yakarmamızı istiyorsa açıktan yaptığı dualarda o şekilde yakarıyordu Rabbine...

Yukarıda naklettiğimiz duada dile getirilen dilek ve istekler aslında bize yönelik tavsiyeler olarak telakki edilmelidir. En yüce ve en üstün makamda bulunan Efendimiz (s.a.v)’in bir peygamber olarak Peygamberlerin sonuncusu ve İnsanlığın Efendisi olarak -hâşâ- acizlik, tembellik, korkaklık ve cimrilik gibi çirkin hasletleri taşıması düşünülemez. Dolayısıyla O’nun dua şeklindeki bu ifadeleri bize nebevî bir tavsiye niteliğinde analaşılmalıdır.

Bu dua ile verilmek istenen mesaj, müslümanın burada adı geçen hasletlerin tam karşıtı olan ahlakî özelliklere sahip olması dileğidir. Sanki Allahın Rasûlü bu duasıyla bize; “Aciz, tembel, korkak ve cimri olmayın. Dinamik, çalışkan, cesur ve cömert olun”, demektedir. Ama O, bu gerçeği ifade ederken kullandığı belağat dolu üstün nebevî üslûp ile dua şeklindeki bir uyarıyı tercih etmiştir.

Allahın izniyle “Kalplerimizin Tabibi” olan Allahın Rasûlü, bu hadis-i şerifle özellikle günümüzde çok yaygın olan manevî hastalıklara dikkat çekmiş, gönlümüzü bu çeşit hastalıklardan koruması için Allaha iltica etmemizi emretmiştir. Bugün “İslâm Alemi’ni kasıp kavuran, maddî planda dünya milletlerinden geri kalmamaıza neden olan manevî hastalıklar nelerdir?”konulu bir yarışma açılsa belki de en güzel cevap bu hadis-i şerif olacaktır.

1. Acizlik:

Allahın adını yüceltmek, yeryüzüne hakkı, adaleti, rahmeti, müsamahayı sevgi ve saygıyı hakim kılmak, insanlığı Allahın izniyle kullara kulluktan kurtarıp Allaha kulluğa davet etmek gibi en büyük, en ulvî ve en mukaddes davanın sahibi olan Müslüman; davasını öğrenme, yaşama ve yaşatma yolunda aktif, dinamik, faal, aksiyoner, canlı ve heyecanlı olmak zorundadır.

Aziz Kitabı’nda bize düşmanlara karşı onları korkutacak şekilde kuvvet hazırlamayı emreden Cenab-ı Hakkın Hak Yol’una gönül veren müslüman, her yönden güçlü olmalıdır. Bu yolda hem imanen, hem hem bedenen, hem ilmen, hem iktisaden kuvvetli olmalıdır.

Efendimiz (s.a.v) “Güçlü mü’min zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allaha daha sevgilidir”2 buyururken her yönden güçlü olmamızı emretmektedir. Allah nazarında sevgili hayırlı bir kul arzusunu taşıyan müslüman iman, takva, ilim, ahlak ve maneviyat gücü yanında teknolojik, ekonomik, akademik, siyasal, sosyal, fiziksel ve saire her yönden güçlü olmak zorundadır. Müslüman; davasına daha çok hizmet edebilmek, acze düşmemek, ezilmemek ve horlanmamak, zalimlerin karşısında Hakkı ezdirmemek için güçlü olmalıdır.

Mü’min alan el değil, veren el sahibi olabilmek, malını Hak Yolda harcayan hayır sahipleri arasına girerek Peygamberimiz’in bile imrendiği kişiler rasına girebilmek, şükreden zengin olabilmek, sahabe-i Kiram misali ideal bir toplum inşa edebilmek ve bu toplumun dinamikleri olan eğitim, kültür, sağlık, yardımlaşma ve diğer sosyal müesseseleri kurabilmek ve bu müesseseleri ayakta tutabilmek için ama elde ettiği imkânı sadece ve sadece Allahın Rızasını yolunda harcamak için malî yönden güçlü olmalıdır.

Müslüman, Hz. Peygamber’in; “Allahtan yardım dile. Acizliğe düşme”3, şeklindeki tavsiyesine uyarak yılmayacak, bunalmayacak, sarsılmayacak, acze düşmeyecektir. Vakarlı, izzetli, kendine has islâmî kişilik sahibi olarak medeniyet yarışında kendine verilen rolü en iyi şekilde oynayacaktır.

Sonsuz kuvvet ve kudret sahibi Allah’a iman eden müslüman, yalnız O’na güvenecek, O’na dayanacak, kendisini “aciz, zayıf, bîçare” olarak görmeyecektir. O, aczini ve çaresizliğini sadece Rabbine açacak, Onun abd-i âcizi olarak sadece O’na yalvarıp yakaracaktır. Ama kendisini din kardeşlerine hiç bir zaman “Aciz kardeşiniz” diye takdim etmeyecektir. O, Allahın yardımıyla asla aciz kalmayacak, yenilgisi ve çaresizliği durumunda yalnız Allaha yönelecektir. Kur’an ve Sünnet çizgisinden ayrılmamak şartıyla olaylar karşısındaki haklı ve seviyeli tepkisini ortaya koyacaktır.

Konuşmak gibi bazen susmak ta bir tepkidir. Susmak her zaman aczin işareti değildir. Yerinde sükût etmek bazen muhataba en güzel cevap olmaktadır. Acizlik; imanın temel ilkeleri, Kur’anın ana prensipleri ve müslümanın manevî değerleri çiğnenirken maddî ve nefsî hesaplar yaparak pasif ve tepkisiz kalmak, davaya ve dava adamlarına sahip çıkmamak, coğrafyanın değişik bölgelerinde İslam’ı yaşama ve yaşatma mücadelesi veren iman kardeşlerimize el uzatamamaktır.

2. Tembellik:

Gerçek müslüman çalışkandır, çalışkan olmak zorundadır. O, sadece dünyası için değil, hem dini hem de dünyası için çalışan insandır. Müslüman, sahip olduğu imanı ve ihlâsı sebebiyle hiçbir zaman karamsar ve kötümser olmaz. Onun hayatında ümitsizliğe yer yoktur. O, daima gayretli, daima ümitvardır. O, bitmek bilmeyen bir engelli koşunun adamıdır. Allah Rızasına nail olma arzusu ve ebedî hayatı kazanma duygusu onun azmini kamçılar, onu motive eder. “Mü’min, Cennet’e kavuşuncaya kadar kesinlikle hayır işlemeye doymaz”.

Tarih boyunca el emeği göz nuruyla medeniyet abideleri diken İslam Ümmeti, bugün içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını bilmelidir. Dünyayı imar etmekle ve yaşanacak dünya haline getirmekle yükümlü olan müslüman, silkinip kendine gelmeli, tarihte olduğu gibi candan çalışmalı, sarsılmayan azim ve tükenmeyen gayretiyle insanlığa örnek olmalıdır.

Ailesine helal rızık götürmek için ibadet niyetiyle çalışan müslüman, zamanının bir kısmını da iman davasının yayılması ve neslinin geleceğinin inşası için çalışmaya ayıracaktır. Neslinin kimlik bunalımı yaşamaması ve globallleşen dünyada gençliğin dejenere olmaması için sorumluluk üstlenecek, alınterini Hak dava yolunda dökecektir. Davanın sırtından geçinme yerine, davayı sırtına alacak, dava için canla-başla çalışacaktır.

Allahın yardımını bekleyen müslüman, bu yardıma layık olabilmek için bütün imkânıyla Allahın dinine yardım edecektir. Muhammed İkbal bu gerçeği şöyle ifade etmektedir: “Müslümanlar Allahtan yardım bekliyorlar. Allah ta müslümanların birşeyler yapmasını beklemektedir.”

Halka hizmet etmeyi Hakka hizmet olarak görenler, Allahın kullarının yardımına koşmayı Allah rızasını kazanmak için vazgeçilmez bir ilke olarak kabul edenler tembel tembel oturamazlar. Kıpırdayacak, davranacak ve ewn gür sesle davalarını haykıracaklardırç

“Gevşemeyin... Üzülmeyin.. İnanıyorsanız en üstün sizsiniz”4, hitabının muhatabı olan mü’minler, iman nimetine sahip olmanın verdiği bahtiyerlıkla hedefe doğru koşar adımlarla yürüyecekler, ümitsiz ve karamsar olmayacak, çalışacak... çalışacak... ve çalışacaklardır.

3. Korkaklık:

Hak Dava yolunda yürürken; şeytanla, şeytanın adamlarıyla ve batıl düşüncelerle mücadele ederken en büyük dezavantaj olan korkaklık, fizikî veya psikolojik eksiklikten kaynaklanan mutlaka tedavi edilmesi greken bir hastalıktır.

Kur’anın Allah korkusu üzerinde önemle durması, yüzlerce ayet-i kerimede Allah korkusunu vurgulaması, fani varlıklardan korkma yerine Allah korkusunu aşılaması son derece dikkat çekicidir. Kuran Allah korkusuna alternatif olacak başka bir korkuyu kabul etmemektedir.

Ölümü göze alanların, davasına gönülden inananların, dünya hayatını imtihan pisti olarak görenlerin, ebedî hayatı kazanmaya talip olanların fanî varlıklardan korkması, hayat veya rızık endişesine kapılması sözkonusu olamaz.

“Kınayanların kınamalarından korkmama” müslümanın en belli başlı özelliklerinden biridir. Sadece Allahtan korkması emredilen ve yardımcısının Allah olduğuna inanan mümin cesur, atılgan ve korkusuzdur. İslam düşmanlarının hücum ve saldırıları mü’minin azmini bileylemekte, gayretini artırmaktedır. Düşmanları onun ifadesi ve hızı olmaktadır.

Korku deryasında can simidi ve korku hasatalığının en etkili ilacı “Tevekkül”dür. Yani yalnız Allah’a güvenme ve sadece ona dayanma inancıdır. Sebeplerine sarıldıktan sonra Allah’a güvenen mü’min fani varlıklardan korkar mı? Hak yolda hapse atılmayı, işkenceye uğramayı, eza ve cefayı ve nihayet ölümü göze alan dava adamı engellerden korkar mı hiç?

Kur’an-ı Kerimde Peygamberler arasında özellikle Peygamberimiz (s.a.v) ve Hz. İbrahim (a.s) “Üsve-i Hasene” (en güzel örnek) diye takdim edilmektedir. Bu iki Yüce Peygamber her konuda olduğu gibi tevekkülde de bizim rehberimiz olmalıdır.

Hz. İbrahim (a.s), Nemrud tarafından mancınıkla ateşe atılırken tam alevlerin ortasında iken kendısıne Cebrail (a.s) gelmiş:

-“Bir arzun, bir ihtiyacın var mı?”diye sormuştu. Hz. İbrahim (a.s) ona hitaben:

-“Sana ihtiyacım yok. Ama ben Rabbıme muhtacım. Bana Allah yeter. O ne güzel vekildir. O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır”, demişti

Kutlu Hicret yolculuğunun ilk durağı olan Sevr dağında müşriklerin mağaranın ağzına kadar geldiklerini gören Hz. Ebubekir (r.a)’in Peygamberimiz (s.a.v) için endişelenerek tir tir titrediğini görünce Peygamberımız (s.a.v):

- “Üzülme.. Allah bizimle beraberdir” dememiş miydi?

İşte bizim izini takip etmemiz gereken önderlerimiz!...Hak Yolda yürüdüğümüz müddetçe Allah’ın bizimle beraber olacağını, Allah dilemedikçe hiç bir kimsenin bize zarar veremeyeceğini düşünerek korkmadan çekinmeden aydınlık günlere doğru yürüyeceğiz. Peygamberimiz, şehitler kervanındaki önderlerimiz, hayatlarının bir kısmını Medrese-i Yusufiye’de geçiren alimlerimiz nice eza ve cefalara göğüs germediler mi? Ama hiç bir şey onları yıldırmadı. Onlar Allah’tan başkasından hiç bir varlıktan korkmadılar, Allah’tan başka hiç bir varlığın önünde eğilmediler.

4. Cimrilik:

Efendimiz (s.a.v)’in müslümana kesinlikle yakıştıramadığı, müslümana kesinlikle uygun görmediği manevî hastalıklardan biri cimriliktir. Canını Allah yoluna adayan mü’minin malında cimrilik yapması mümkün değildir.

Peygamberimiz (s.a.v) son derece cömert, iyiliksever, ikramsever, hayırsever idi. Kur’an Tercümanı, değerli ilim erbabı ve seçkin sahabî Abdullah b. Abbas (r.a): “Rasulullah, insanların en cömerdi idi. Ramazanda ise son derece cömert idi. Yağmur getiren rüzgârlardan daha cömert idi”, ifadesiyle onu en yakından tanıyan bir şahsiyet olarak bu konuda Efendimiz’in sadece uyarılarla yetinmediğini aynı zamanda örnek uygulamalarıyla cömertlik noktasında bize rehber olduğunu dile getirmektedir.

Allah yolunda infakı emreden Allahın Kitabını en güzel şekilde uygulayan Rasul-i Ekrem (s.a.v) yüzlerce tavsiyesiyle ashabın gönlüne Allah yolunda infakı aşılamıştı. Sahabe gerek yardımlaşma ve kardeşlik konusunda, gerekse cihada maddî- manevî destek verme noktasında, mallarının bir kısmını Allah yoluna vakfetmede birbirleriyle yarışıyorlardı.

Genç sahabî Cabir b. Abdillah (s.a.v): “Rasulullahın –yakın- ashabından olup ta arkasında vakıf bırakmayan sahabî yoktur” derken ashab-ı kiramın bu konuya verdiklerı öneme işaret etmektedir.

Peygamberimiz (s.a.v) malının bir kısmını Allah yolunda harcayan kişilerin meleklerin duasına erişeceğini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Kulların sabahladığı hiçbir gün yoktur ki yeryüzüne iki melek inmesin. Bu iki melekten biri: Allahım!.. Malını Allah yolunda harcayana sen fazlasıyla ver, diye dua eder. Diğer melek ise: Allahım!.. Cimriye telef ver, diye beddua eder.”

Müslüman kesinlikle açgözlü, hırslı, cimri, maddeci, çıkarcı ve kapitalist ruhlu olmamalı; mü’min kardeşlerine ve iman müesseselerine destek olma konusunda cömert olmalı, Allahın verdiği rızkı Allah yolunda harcamalı, böylece meleğin duasını almalı, bedduasına uğramamalıdır.

Günümüz müslümanı

Günümüz coğrafyasında oluk oluk mü’min kanı akarken, dünyanın çeşitli bölgelerinde din kardeşleri çile ve ızdırap içinde iken, müslümanın kılı bile kıpırdamıyorsa... Müslüman elinde maddî-manevî pek çok imkân olduğu halde bunları İslâmın emrinde kullanmayıp “Ben ne yapabilirim ki?!” diyorsa... Mü’min kardeşlerinin yardımına koşmuyorsa acze düşmüş demektir.

Allah davasını savunurken sadece yaptıklarından değil, yapma kabiliyeti ve kudreti bulunduğu halde yapamadıklarından da sorumlu olduğu bilincini taşıyarak çok çalışması gereken müslümanın İslâmî çalışmalara uzak durması, kendisinden beklenen gayreti ortaya koymaması İslâmî şuurda zafiyet alâmetidir.

Her konuşmasına “Allahtan korkun” diye başlayan Son Peygamberin ümmeti, Allah korkusu yerine basit, geçici ve yersiz dünyevî korkulara kapılırsa; bu eksikliği telafi etmek için imanını, ihlasını ve ilmini takviye edici çalışmalara yönelmeli; dünyadan çok ahirete yatırım yapan ve tarihin şeref levhalarında yerini almış olan İslam büyüklerinin, cefakâr müslümanların ve özellikle altın nesil Sahabe-i Kiramın sergiledikleri hizmet ve fedakârlık örneklerini iyi okumalı ve hayatlarına bunu yansıtmalıdırlar.

Bütün bu manevî hastalıkların çaresi, iman ve kulluk şuurunu güçlendirecek ciddî çalışmalara yönelmektir. Manevî yönden güç kazanabilmek için Allahın Kitabı ve Rasûlünün Sünneti iyi anlaşılmalı, Peygamberler Tarihi ve İslam Tarihi güzel bir şekilde incelenmeli, İslâm coğrafyası iyi tanınmalı, vahiy kültürü ile yoğrulmuş olan ilm, takva ve cihad erbabı değerli şahsiyetlerin eserlerinden ve metotlarından yararlanılmalıdır.

Dr. H. İbrahim KUTLAY

Allah cc senden razı olsun hocam

halil ibrahim hocam bu gençligin sana ihtiyacı var sen ve senin gibiler olmasa biz RESULULLAHI SAV Onun yasamını metodunu onun hayata bakışını kimden ögrenecektik
hocam allah seni basımızdan eksik etmesin

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?: