Archive - Eki 2, 2006

KENDİ MEZHEBİNDEN BAŞKA HAK BİR MEZHEBE MENSUP İMAMA UYARAK NAMAZ KILMADA ÖLÇÜ

Şafiî, Malikî veya Hanbelî mezheblerinden birisine mensup imamın peşinde Hanefî mezhebini taklid ve tatbik eden bir şahsın namaz kıl-masında, esas itibarıyla, engelleyici bir hüküm yoktur. Bazı kayıt ve şartlara dikkat ve riayet etmek suretiyle, bahsi geçen imamların peşin-de namaz kılmak caizdir. Şöyle ki:

A- Hanefî ve Şafiî mezhebi mensuplarına göre; imamın namazının sıhhatine dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bu noktadan hareket ile, Hanefî mezhebine mensup bir kimse, vü-cudundan kan çıktığını gördüğü ve daha sonra abdestini yenilemediği-ni bildiği bir Şafiî imama uyacak olsa namazı batıl olur. Çünkü, kendi mezhebine göre, imamın abdestinin bozulduğu ve namazının batıl ol-duğu görüşüne sahip bulunmaktadır. Bu takdirde imama uyacak olsa, abdestinin olmadığını bildiği bir Hanefî'ye uymuş gibi bir davranışta bulunmuş olur. Şayet Şafiî mezhebindeki o imam, kendisine iktida edecek Hanefîlerin namazlarının sahih olmasını dikkate alarak abdes-tini yenileyecek olsa mahzur kendiliğinden ortadan kalkar.

CEMAATLA KILINAN NAMAZLARDA SAF TEŞKİL ETME ÖLÇÜLERİ

Özrü olmayan hür erkeklerin farz namazları cemaatla eda etmele-ri, vacip derecesinde kuvvetli bir sünnettir. İmamla birlikte eda olunan namazlar, münferiden kılınan namazlardan sevap yönünden yirmiyedi derece fazladır. Bu husus sahih hadislerle tesbit ve tescil edilmiş bu-lunmaktadır.

Cemaatla kılınan namazlarda safların tanzimi, başlı başına bir mevzu teşkil etmektedir. İmama gelişigüzel uyuvermek, iktidadan bek-lenen sevaba erişmeye engel teşkil edecek bir ihmal olur. Pazar yerlerindeki karmaşıklıkların teşkil edilen saflarda görülmesi, üzücü olduğu kadar fıkha aykırı bir durumdur. Bu bahsi belirli başlıklar altında ele alıp, İslâmî ölçülere uygun olan şekli açıklamaya çalışacağız.

SECDENİN SIHHATİNDE FIKHÎ ÖLÇÜLER

Secde; lügat itibarıyla baş eğmeye, eğilmeye, huzû ve tevazuya denilmektedir. Şer'î terimlerde, yüzün bir mikdarını (yani alın ile burunu), elleri, dizleri ve ayak parmaklarının uçlarını temiz bir yer üzerine koymaktır. Peygamber (s.a.v.), "Ben, yedi kemik üzerine; alın, (bu-nu ifade ederken) eliyle burnuna da işaret etti- eller, dizler ve ayakların parmak uçları) üzerine secde etmekle emrolundum" (1) buyurmaktadır.

Secde, Allah Teâlâ'ya gösterilecek tevazuun ve tâzimin en mükemmel örneğidir. Cenâb-ı Hakk'a manevî yakınlığın en ulvî nişanesi bulunan secde, namazın rükünlerinden biri olmaktadır. Bu itibarla secdesiz namaz, namaz değildir.

İFTİTAH TEKBİRİNDE ÖLÇÜ

Her namazın evvelinde alınan ve "Tahrime" adı verilen iftitah tekbiri farz, buna "ekber" lafzının ilavesi ise vacib bulunmaktadır (1). İftitah tekbirinde erkeklerin, ellerini kulak hizasına kadar kaldırması sünnettir. Kadınlar, ancak omuz hizasına kadar kaldırırlar. Bu, tesettüre daha elverişli bulunmaktadır.

Baş parmağın kulağın yumuşağına değdirilmesi, Kâdîhân ve Zahîriyye adlı kitaplardan başka bir yerde zikredilmemiştir. Bu tasrih-ten maksad, elin baş parmağının hakikaten kulak hizasına kadar kaldı-rılmasını temin içindir (2).

Bu tekbirde el kaldırma "nefiy" menzilesindedir. Alınan tekbir ise is-bat makamındadır. Bu itibarla, önce eller kaldırılır onu takiben tekbir alınır. Allah'tan gayri şeyleri arkasına atarcasına ellerini kaldıran mü-min, Cenâb-ı Hakk'ın her varlıktan daha büyük olduğunu ikrar ve ifade ederek namaza başlamış olur (3).

İSLÂMÎ MÜKELLEFİYETLERDE ÖLÇÜ

İnsan, birçok vazifelerle mükellef bulunmaktadır. Bu gerçeği isbata kalkışmak, abesle iştigal olur. Ancak bu vazifelerin yerine getirilmesinde dikkate alınması gereken başkaca mükellefiyetler vardır. Biz bu hususun izahına çalışacağız. "Her nasıl olursa olsun, yeter ki bir iş yapılmış olsun" anlayışından hareket etmek, yanlışa saplanmak olur. Her işin İslâmî ölçüye uygun olarak ifası, yapılacak vazifelerin makbul ve mahbub olmasına zemin hazırlar. Dikkatten uzak tutulmaması gereken cihet bu olmalıdır.

Mükellefiyetlerimizi bir sıralandırmaya tâbi tutacak olursak, iman, vazife ve ahlâk olmak üzere üç ana bölümde toplamak mümkündür. Bunlarla içiçe olan diğer mükellefiyetleri şöyle tertip ve tafsil edebiliriz:

KULLUK VAZİFELERİNDE EFDALİYET ÖLÇÜLERİ

Yaptığımız işlerin hayırda ileri ve fazilette üstün olabilmesi, dinî öl-çülere uygun olmasına bağlıdır. Mühim olan cihet, mutlak mânâda bir iş yapmak değil, yapılacak amelin Allah'ın kitabına ve Resûl-i Ekrem'in sünnetine uygun olarak işlenmesidir. Terakkide sür'at, sevapta vüs'at, rızaya vuslat bu ölçülere riayet etmeye bağlıdır. Bu hususta dikkat edilmesi gereken en mühim nokta, ibadetlerin devamlılığıdır. Bu ciheti tesbit eden bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: "Amellerin Al-lah'a (göre) en sevimlisi, az da olsa devamlı yapılanıdır" (1).

İBADETLERİMİZDE MAKBULİYET ÖLÇÜLERİ

İbadetler, İslâm dininin ayrılmaz bir lâzımı (lâzım-ı gayr-i müfârıkı)dır. Ateşten harareti, buzdan soğukluğu ayırmak, onun mahi-yetine müdahale etmedikçe, nasıl mümkün değilse İslâm dininin esas-ları korunduğu müddetçe İbadetleri bu yüce dinden ayırmak, diğer bir ifade ile ibadetsiz bir İslâm dini düşünmek asla caiz değildir.

Bir müslümanın ibadetten sorumlu tutulması, ergenlik çağına ulaşması ile başlar ve son nefesine kadar devam eder. Bu müddet, ibadetin zaman ölçüsüdür. "Sana ölüm gelesiye kadar Rabbine ibadetet" (1) meâlindeki âyet-i kerimede bu ölçü açık ve seçik olarak görül-mektedir.

MESCİDDE ÖLÇÜ

Cenâb-ı Hakk'a ibadet için inşa edilen mescidler, diğer mekânlardan üstün ve farklı bulunmaktadır. Bu itibarla gerek cemaatle namaz kılmak, gerekse vaaz ve zikir için camiye giden müslümanların şu ölçülere uygun hareket etmesi icap etmektedir:

a) Camiye girerken itikâfa niyyet etmeli, huşu hali ile Allah Teâlâ'ya hamd ve Peygamber (s.a.v.)'e salât-ü selâm okuyarak girmelidir.

b) Kerahet vakti değilse, iki rek'at tahiyyetü'l-mescid namazı kılmalı, namaz kılmanın mekruh bulunduğu vakitlerden biri girmiş ise vird ve zikirle meşgul olmalıdır.

c) Mescide girerken ayakkabılarını silkelemeli ve mabedi kirletme-mek için azamî gayret sarfetmelidir.

GUSÜL YAPMAKTA HANEFÎ MÜCTEHİDLERİNİN İHTİLÂFINDAN KURTULMAK İÇİN

İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed (rahmetullâhi aleyhimâ), guslün farz olması için, meninin mahallinden şehvetle ayrılmış olması-nı kâfi görmektedirler. İmam Ebû Yûsuf ise, hem mahallinden şehvetle ayrılmasını ve hem de dışarıya şehvetle çıkmasını şart koşmaktadır.
İmamlar arasındaki bu ihtilâf dikkate alındığı zaman, cinsî mukare-nette bulunan veya ihtilâm olan bir kimse, gusül yapmadan önce, şu hususlara riâyet etmeli, daha sonra gusle başlamalıdır:

a) Biraz uyumak:
Namazın geçme tehlikesi yoksa, gusle başlamadan önce biraz uyumalıdır. Bu uyku, âsabın gevşemesine sebep olduğundan, içeride kalan meni dışarı sızmış ve gusle müsait bir zemin hazırlanmış olur.

MEST ÜZERİNE MESİHTE FIKHÎ ÖLÇÜLER

Abdest almayı gerektiren herbir hadesten dolayı mest üzerine mesih caizdir. Bu cevâz sünnetle sabit bulunmaktadır (1). Tevâtür de-recesine yaklaşan haberler sebebiyle, ulemâ-i İslam'ın umumu bu gö-rüşü paylaşmaktadır (2). Bu hususla ilgili fıkhî ölçülere riayetle dinimi-zin tanıdığı bu ruhsattan faydalanmamız câizdir.
Bu ölçülerin açıklanmasına geçmeden önce mest üzerine meshin sebebi, şartı, hükmü, rüknü, ve sıfatı ile ilgili kısa bir açıklama yapmak-ta fayda mülâhaza ediyoruz.

Sebebi: Ayaklarda abdest alarak giyilmiş mest bulunacak;

Şartı: Mestin farz olan mahalli örter durumda ve mesh edilmeye elverişli bulunması, meshin müddetinin geçmemiş olması;

İMÂM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİ’NDEN (K.S.)

• Edebi gözetmek zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen hakka kavuşamaz.

• Ehlinin (ailesinin) gönlünü almak için günâh işlemek ahmaklıktır.

• Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslâmiyet’e uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid’atlardan ve nefse tatlı gelen şeylerden kaçınmakla olur. Zikri ve rehberi (doğru yolu gösteren âlimi) sevmek bunu kolaylaştırır.

• Malı zarardan korumanın ilacı zekât vermektir.

• Mekrûhtan sakınmak ve bir edebi gözetmek, zikirden, fikirden ve murakabeden daha fâidelidir.

• Mubâhları gelişigüzel kullanan, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheli şeyleri yapmak da

Herşeye rağmen ümitsizliğe asla! Heryerde O var!

Benim hikayem..

Bundan 4 sene oncesiydi. Internet denen illete bulasmis bir turlu kendimi ondan ayiramiyordum. Gunlerden bir gun birisiyle tanistim. Sohbeti güzeldi. Zevklerimiz inanislarimiz sözde ortakti.

Bir ay kadar telefon mesajlariyla gorustukten sonra bu iliskiyi gercege donusturmeye karar verdik. Ilk tanistigimiz gun cok utangac yuzume bile bakamayan bir bey vardi karsimda. Inancimiz ortakti, goruslerimiz ortakti. Sonra cikmaya basladik. Tamam demistim " iste aradigim kisi, yillardir özlemini kurdugum yuvayi kuracagim adam bu", beni sürekli koruyup kollayacak olene kadar sevecek kisi bu.

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?: